Prana hem enerji hem de nefes olarak geçiyor. Enerjinin genel bir ismi olsa da prana aslında 4. çakrayla ilintili enerji yani kalp merkezi ile. Ve nefes alıp vermemizi sağlayan akciğerler de aynı bölgede. (1. çakranın enerjisi apana, 2.nin vyana, 3.nün samana, 4.nün prana ve 5.nin udana olduğu söyleniyor.)
Nefes ruhsal çalışmalar için çok önemli görülmüş ve birçok aydınlanma yönteminin temelinde sayılmıştır. Buda kendi aydınlanma yönteminde nefes farkındalığını korumak için nefesini saymış (1'den 10'a sonra başa dönüp tekrar 1'den 10'a), nefsi terbiye etmekle nefesi terbiye etmek bile oldukça yakın denebilir. Çünkü zihinde düşüncelerin oluşmasının sebebi olarak nefes gösterilmiş. Nefes dalgalandıkça zihin de dalgalanır.
Hatta sanırım musevi mistisizmindeki ruah ya da ruh da nefes olarak görülmüş. Hayat nefes olarak görülmüş. "Son nefesi vermek" ise hayatın bitmesi. Yani nefes bedende olduğu sürece canlılık vardır. Nefes gider ve olay biter.
En eski klasiklerden olan "Hatha Yoga Pradipika" adlı eser nefesin bizzat hayat demek olduğu ve nefes içerideyken canlı olduğumuzu nefes dışarı çıktığında iken yaşamın bizden çıktığını söylüyor. Böylece canlılığımızı arttırmak için nefesi içimizde tutmamız gerektiğini ve bunu yapmanın yolunu anlatıyor.
Aslında onlarca yoga kitabı okudum ama birçoğu hareketlerin ve nefes tekniklerinin gereksiz karmaşıklaştırılmış ve artık olayın özünün görünür olmaktan çıktığı yapıtlardı. Genelde bu kitapların temeli ve kaynağı olan eserle karşılaşınca çok daha basit ve temel birşeyden sözediyor olduğunu şaşırarak görebiliyorsunuz.
Bu kitapta çeşit çeşit nefes egzersizlerinden değil, sol ve sağ kanalları (ida ve pingala) ve diğer kanalları temizleyip/arındıran (ve iyi işlemesini sağlayan) esas olarak tek bir nefes egzersizinden bahsediliyor.
Uygulama şu şekilde;
1. Sağ burun deliğinizi kapatarak sol burun deliğinizle nefes alın ve tutabildiğiniz kadar tutun. Daha sonra ise sol tarafı kapatıp sağ taraftan verin. Yani sol ile alıp sağ ile veriyorsunuz.
2. Bu sefer tersini yapıyorsunuz. Sağ ile alıp, tutup, sol ile veriyorsunuz.
3. Bu şekilde bir sağdan bir soldan devam ediyorsunuz.
Tabii nefes aldıktan sonra tuttuğunuz için bir miktar nefessiz kalıyorsunuz ve bunu dengelemek için diğer burun deliğine geçmeden önce, nefesiniz düzelene kadar normal nefes alıp veriyorsunuz.
Şimdi normalde bizim iki burun deliğimiz de açık değildir. Dikkat ederseniz biri açıkken öbürünün biraz veya tam tıkanık olduğunu görürsünüz. Ve bu da aslında ida ve pingalanın ikisinin de aynı anda dengeli çalışmadığını gösteren bir gösterge oluyor. Yani beyin yarıkürelerimiz de aynı şekilde dengeli çalışmıyor. Sol burun deliğiniz açıksa ida aktif, sağ delik açıksa pingala aktif demektir. Ve bunların 2-3 saatte bir yerdeğiştirdiği söyleniyor. Beyinde de aktif yarıküre 2 saatte bir değişirmiş. Ve akupunktur kanallarının ve bunların ilgili organının da aktif olduğu süre aralıkları 2'şer saattir. 24 saat, 6 yin/ida ve 6 yang/pingala kanal.
Bu alıştırmada bir taraftan nefes alıp tutunca tek yönlü bir prana basıncı oluşturmuş oluyoruz. Bu basınç durağan enerjiyi hareketlendiriyor/süpürüyor (çeken değil ama üfleyen bir elektrik süpürgesi gibi) ve kanalı açıyor. Bir taraftan alıp diğer taraftan vermek ise sol ve sağ tarafların enerjilerinin karşılıklı geçişerek dengelenmesine yol açıyor.
Kitapta, bu uygulamanın günde 4 kez, herbirinde 80 kez (sol+sağ) yapılırsa 3 ayda bedendeki enerji yollarını temizleyeceğini yazıyor.
Tabii bu biraz zor olabilir. Ben günde 3-5 kez, herseferinde 3-5 sol+sağ nefes (yani toplam 6-10 tek taraflı nefes) olmak üzere bu uygulamayı denedim ve bu haliyle tavsiye ederim. Benim uygulamamda içimden 6'ya sayana kadar nefes alıyor, 12'ye sayana kadar tutuyor ve 6'ya sayana kadar diğer burun deliğinden veriyordum. Bu sayılar bana dengeli geldi. Çok tutmaya çalışıp nefessiz kalmaktansa daha dengeli.
Lakin size ilginç birşey söyleyeyim, insan nefes tutarken bazan endişe içermeyen öyle bir moda girebiliyor ki, orada sanki çok uzun süre nefes ihtiyacı duymadan durabiliyor. Ancak aklınıza nefessiz kalma korkusu geldiğinde o zaman bu mod ortaya çıkmıyor.
Bu egzersiz kriya yoga nefes egzersizlerinden değil ancak Yogananda'nın "Bir yoginin otobiyografisi" eserini okuyanlar hatırlar, kriya yoga yapanların, sonunda nefes almaya ihtiyaç duymadıkları bir meditasyon seviyesine ulaştıklarından sözedilir. Geçenlerde aldığım bir kitapta 'nirvana'nın kelime anlamının 'nefes yok' anlamına geldiğini görünce epey şaşırdığımı söyleyebilirim.
Nefesin olmaması (veya durulması/sakinleşmesi) neden önemli? Çünkü düşüncelerimizin prakriti (ezeli malzeme) okyanusundaki dalgacıklar olduğu ve içinde yaşadığımız evrenin bu dalgacıklardan kurulu olduğu söyleniyor. Güçlü arzular ve nefes ise bu dalgacıkların yaratıcıları. Ve dalgalar oluştukça, biz dalgalarla bulanan suyun içinden, okyanusun dibini/'gerçek beni' göremiyormuşuz. Kendi yaratılarıyla büyülenip/oyalanıp bunları 'dışsal şeyler' sanarak ömürler geçiriyormuşuz.
Onun için söylenene göre nefes tutarken yeni düşünce doğamazmış. Uygulamayı yaparken dikkat edin bakalım, nefesinizi tutarken bir yandan düşünebiliyor musunuz, yoksa herşey duruyor mu?
20 Kasım 2011 Pazar
19 Kasım 2011 Cumartesi
nefes
Pranayama olarak adlandırılan solunum teknikleri, nefes alış verişlerini düzene sokar, solunum rahatsızlıklarını giderir ve zihnin kontrol edilmesini sağlar. Bu teknikler vücut-zihin sistemini bir bütün olarak yeniler ve enerjik yapar. Solunum sistemi canlanır ve güçlenir. Sinir sistemi sakinleşir ve yatışır. Kanda oksijen oranı artar ve dolaşım hızlanır. Vücudun bütün hücreleri arınır, beslenir ve yaşam gücü kazanır. Doğru ve düzenli olarak yapılan Pranayama teknikleri çok çeşitli iyileştirici etkilere sahiptir. Yorgunluk giderilerek, bedendeki enerji akımları güçlenmekte, yaşam enerjisi dengelenmekte, organlar yenilenmekte, duygular yatışmakta ve zihin dinginliğe kavuşmaktadır.
Hızlı ve yüzeysel nefes endişe ve korkuları tetiklemektedir. Solunum teknikleri sayesinde nefes derinleşmekte ve yavaşlamakta, sinir sistemi gevşemekte ve duygular yatışmaktadır. Kalp atışları düzene girmekte ve kardiyovasküler sisteminin çalışma ritmi sağlıklı bir ritme göre ayarlanmaktadır. Kalp rahatlamakta ve güçlenmektedir.
Pranayama teknikleri enerjiyi kontrol altına almakta, ayarlamakta ve organizmanın farklı düzeylerine yönlendirmektedir. Enerjiyi kaba ve ince düzeylerde tecrübeden geçirmek için solunum fonksiyonlarının olağan sınırları aşılmaktadır; solunum işlevleri uzatılmakta, hızlandırılmakta veya yavaşlatılmaktadır. Pranayama sırasında denetim altına alınan solunum fonksiyonları şunlardır:
1. Puraka
2. Reçaka
3. Kumbhaka
Sanskritçe Puraka kelimesi 'doldurmak' demektir ve akciğerleri havayla doldurmak anlamına gelmektedir. Puraka, veya nefes alma işlemi solunum sistemini canlandırmaktadır.
Reçaka kelimesi ise 'boşaltmak' demektir ve nefes vererek akciğerleri boşaltmak anlamına gelmektedir. Reçaka, veya nefes verme işlemi kirli havayı ve toksinleri dışarı atmaktadır.
Sanskritçe Kumbha sözcüğü 'çömlek', 'kap' veya 'kavanoz' demektir. Kumbhaka kelimesi ise 'kavanoza benzer' anlamına gelmektedir.
Kavanoz suyla dolu veya boş olabilir. Buna benzer akciğerler havayla dolu veya boş olabilir. Böylece Pranayama çalışmalarında nefesin aldıktan veya verdikten sonra tutulması Kumbhaka olarak adlandırılır. Kumbhaka, veya nefes tutma enerjiyi tüm bedene yaymaktadır. Bundan başka, Pranayama basamağında birçok Kumbhaka çalışması var ki, o zaman Kumbhaka sözcüğü özellikle nefesin belli bir şekilde alınmasını, tutulmasını ve verilmesini vurgular.
Geniş felsefi anlamda zihnin bütün illüzyonlardan boşaltılması daha derin bir Recaka, nefesin boşaltılmasıdır. Bireyin kendisinin ruh olduğunun algılaması daha derin bir Puraka, nefesin alınmasıdır. Nihayet zihnin sarsılmaz metinlikle odaklanması daha derin bir Kumbhaka, nefesin tutulmasıdır. Bu daha derin bir Pranayama çalışmasıdır.
Orijinal Yoga Sisteminin bu basamağında biyoenerji teknikleri de uygulanmaktadır. Bu teknikler sayesinde bedenin biyoenerji alanı güçlenmekte, genişlemekte, enerjetik blokajlar çözülmekte, beden daha enerjik ve sağlıklı yapılmaktadır.
Pratyahara olarak bilinen teknikler bilinçli gevşeme yeteneğinin gelişmesini sağlar. Bunlar, içe dönme, içsel arayış ve gelişim için olağanüstü tekniklerdir. Bilinçli gevşeme teknikleri, organizmayı sistematik olarak derin bir gevşeme durumuna getirmektedir. Beden gevşeyince zihin susmakta, sinirler boşalmakta ve kas gerginliği atılmaktadır. Beden derin gevşeme moduna geçince nefes alış veriş hızı azalmaktadır, akciğerler rahatlamakta ve solunum sistemi dinlenmektedir.
Nefes alış veriş hızı düşünce kalp atışları da yavaşlamaktadır. Kalp dinlenmekte ve yıpranmamaktadır. Dolaşım sistemi olumlu etkilenmekte ve düzene girmektedir. Tetikte olan sempatik sinir sistemi gevşemeye başlamaktadır. Daha sonra parasempatik sinir sistemi gevşemektedir. Akabinde de endokrin sistemi gevşemeye başlamaktadır. Stres yüzünden devamlı adrenalin salgılayan ve aşırı çalışan böbreküstü bezleri dinlenir. Endokrin sisteminin dinlenmesi fiziksel ve duygusal sağlığı da olumlu bir şekilde etkilemektedir.
Bilinçli derin gevşeme organizmanın bütün sistemlerini olumlu bir şekilde etkilemekte, yorgunluk ve uykusuzluk giderilmekte, birikmiş gerginlik atılmakta, enerji blokajları çözülmekte ve bol bol enerji depolanmaktadır.
PRANA NEDİR ?
Yoga sisteminde Prana kavramı çok bilimseldir. Prana kelimesi Pra ve Na hecelerinden oluşmaktadır. Pra 'devamlı', Na ise 'hareket' demektir. Böylece Prana kelimesi 'devamlı hareket' anlamına gelmektedir. Bu devamlı hareket insan için anne rahiminde gebelik anından başlamaktadır. Prana devamlı harekette olan bir güçtür. Prana yaşam güçüdür, Pranayama ise bu güçün bedende artmasını ve depolanmasını sağlayan tekniktir. Pranayama sayesinde bedendeki enerji aktifleşmekte ve enerjinin frekansı yükselmektedir. Bedende ısı veya yaratıcı güç üretilmekte ve enerjiyi etkilemektedir. Aktifleşen ve ısıtılan enerji yükselmeğe başlar. Bu aşamada Kundalini adlanan 'evrim enerjisi' uyanmaktadır. Pranayama ilmi enerjinin depolanmasına dayanmaktadır.
Bunun dışında Prana kelimesi Pra ve Ana hecelerine bölünebilir. Pra öneği 'ileri getirmek', Ana fiili 'nefes' veya 'yaşamak' demektir. Böylece Prana kelimesi 'nefes vermek' veya 'solumak' anlamına gelmektedir. Sanskritce Pranaka kelimesi 'yaşayan varlık' demektir. Bundan başka Prana sözcüğü 'solunum', 'canlılık', 'güç', 'enerji', 'kuvvet' 'can' ve 'ruh' anlamında da kullanılmaktadır.
Prana olayının anlaşılması çok zordur çünkü Prana ne oksijen ne de havadır. İnsan nefesini tutarak bir süre yaşayabilir. Yoga teknikleri sayesinde insan saatlerce nefessiz kalabilir. Bu sırada organizmanın doğasında olan Prana yaşamı desteklemektedir. Bununla birlikte Prana olmadan insan bir saniye bile yaşamaz.
Prana sozcuğu 'kozmik enerji', 'evrensel enerji' veya 'yaşam enerjisi' anlamında kullanılmaktadır.
1. Prana, 'kozmik enerji' adlandırılmaktadır çünkü bu enerji uzayın her yerinde bulunmakta olan çok ince bir enerji türüdür. Prana tüm evrene yayılmaktadır.
2. Prana, 'evrensel enerji' adlandırılmaktadır çünkü evrendeki tüm canlı ve cansız varlıklar bu enerjiye dayanmaktadır. Hissedilmesi zor olan Prana tüm evrende ve dünyada hayatı sağlamaktadır. Prana tüm canlı ve cansızlara enerji veren ana kaynaktır.
3. Prana, 'yaşam enerjisi' adlandırılmaktadır çünkü vucudun yaşamı ve fonksiyonları bu enerjinin faliyetinden asılıdır.
Bedende dolaşarak organizmanın bütün fonksiyonlarını destekleyen Prana modern terminolojiyi kullanarak 'biyoenerji' de adlandırılabilir. Ayama sozcuğu ise 'kontrol' anlamına gelmektedir. Ayama kelimesi Yama kökünden gelmektedir. Yama sözcüğü 'dizgin', 'kontrol', 'tutmak' 'sürücü' veya 'arabacı' demektir. Böylece Pranayama 'yaşam enerjisinin kontrolü' anlamına gelmektedir.
Çoğunlukla Prana sozcuğu 'nefes' gibi tercüme edilmektedir. Henüz nefes, Prana enerjisinin sayesinde insan bedende gerçekleşen fonksiyonlardan yalnız bir tanesidir. Nefes durdukta Prana bedeni terk etmekte ve bununla hayat sona ermektedir. Genelde insan altı ay yiyeceksiz, altı gün susuz ve altı dakika havasız kalabilir. Ancak Prana olmadan yaşam derhal sona erer.
Bunun dışında Prana sozcuğu 'solunum', 'hayat', canlılık', 'hava', 'rüzgar' veya 'güc' anlamına gelmektedir. Ayama sozcuğu ise 'uzatmak', 'genişletmek', 'yaymak', 'durdurmak' veya 'tutma' anlamına gelmektedir. Böylece Pranayama çalışmaları sırasında bütün solunum fonksiyonları güçlendirilir, uzatılır ve kontrol edilir. Pranayama solunumu uzatarak, derinleştirerek, yöneterek ve düzene sokarak bedendeki enerji mıktarını artırma işlemidir. Pranayama sayesinde enerji bedenin, beynin ve bilinçin etkin olmayan bölgelerine erişmekte, çeşitli doğal yetenekleri ve hassas algı güçünü uyandırmaktadır.
Prana hem makrokozmik hem de mikrokozmiktir, ve yaşamın temelidir. Mahaprana (büyük enerji) ise kozmik, evrensel ve her şeyi kuşatan enerjidir. Bu tükenmez kaynaktan her kes nefes alarak enerji emmektedir. Prana'yı algılamayan Mahaprana'yı anlamaz ve anlatamaz. Burada Mahaprana'yı anlatmaya kalkışsak bile tecrübesi olmayan sunulan açıklamaları sindiremez. Bedende bulunan enerji akımları hem Mahaprana'nın bir parcasıdır hem de ondan ayrılmış belirli enerjilerdir.
Bütün canlı varlıklar Prana sayesinde yaşadığı gibi tüm evren Prana sayesinde var olmaktadır. Evrende her şey Prana'ya dayanmaktadır. Tümlev kozmik enerji Mukhya Prana yani 'ilk enerji' veya Samasti Prana yani 'tüm enerji' adlandırılmatadır. Kişisel enerji Vasti Prana yani 'bireysel enerji' adlandırılmaktadır. Zekayı ve yaratıcılığı harekete geçiren Prana hem somut hem de soyut dünyaların esas nedeni, kaynağı ve yöneticisidir. Evrenin tezahür etmesi, yaşaması ve çökmesi Prana aracılığıyla gerçekleşmektedir. Prana tüm canlı varlıkları yaşamın kaynağı ve özüyle birleştirmektedir.
Prana, insanın soluduğu havada, içtiği suda, yediği besinde ve aldığı güneş ışınlarında bulunmaktadır. Evrende canlı ve cansız olan her şey Prana'ya bağlıdır. Yoga sayesinde zihin bilinçin denetimi altında olduğu için Prana'da denetim altındadır. Bu nedenle Yogi kan basıncını ayarlayabilir, kalp atışlarını kontrol edebilir, solunumunu durdurabilir, zehirin kanına karışmasını engelleyebilir. Biyoenerji ve reyki tedavisi uygulayan kişilen aslında Prana'yı kullanmaktadır. Pranayama sayesinde Prana enerjisi zihinsel denetim altına alınmaktadır. Bedendeki tüm organlar bu enerji sayesinde çalışmaktadır. Eğer bedendeki enerji kanalları tıkanırsa, beden canlılığını kayb etmekte ve hastalanmaktadır. İnsan güneşlendikte cilt aracılığıyla, yemek yeyikte dil aracılığıyla, nefes aladıkta burun ve akciğerlerin aracılığıyla enerji almaktadır.
Gebe kalma gününden gebeliğin dördüncü ayına kadar cenin anne enerjisi sayesinde yaşamayı sürdürmektedir. Cenin anne bedenindeki bir tümöre benzemektedir. Dörd ay içinde ceninin organizmasında beş esas enerji akımı gelişmektedir. Birinci ve ikinci ay cenin tamamen annesinin enerjisine bağlıdır. Üçüncü ay cenin kendi enerji bataryasını kurmaktadır. Dördüncü ay enerji jeneratörü gelişmektedir. Dörd aydan sonra enerji akımları müstegil bağımsız olarak ceninin bedeninde harekete geçmekte ve kişisel hayat başlamaktadır. Enerji akımları harekete geçince onlara bağlı olan fiziksel fonksiyonlar aktifleşmektedir. Bununla birlikte, bebek yalnız doğduktan ve nefes almağa başladıktan sonra enerji tamamen bağımsız hareket etmektedir.
Prana alanı buluta benzemekte ve elektromanyetik doğaya sahibdir. Bu elektromanyetik radyasyona neden olmaktadır. Radyasyon sırasında elektrik enerji dalgaları ile manyetik enerji dalgaları 90 derece açı oluşturmaktadır. Bu yuzden enerji spiralı meydana gelmektedir. Enerji boyutunu görebilenler bu renkli enerji spirallarını görebilir. Kirlian fotoğrafçılık yöntemiyle bu olgunun resimleri bile çekilmiştir.
Bedenin nasıl Prana aldığını anlamak için radyo örneksemesini kullanabiliriz. Radyoyu ayarlayarak istasyondan gelen elektromanyetik dalgaları alabiliriz. Beden radyo gibi enerjiyi çevreden almaktadır. Beden sağlıklı ve enerji kanalları iyi çalışıyorsa, vücut iyi ayarlanmış radyo gibi enerjiyi toplamaktadır. Sağlıksız beden eski bozuk radyoya benzemekte ve çevredeki enerjiyi emmemektedir. Pranayama çalışmalarının amacı bedeni ve zihni ayarlayarak organizmayı kozmik enerjiyle doldurmak ve bilinçi yükseltmektir.
Prana terimini kullanrak çok dikkatli olmalıyız çünkü Prana olayının iki yönü vardır: evrensel ve bireysel. Evrensel Prana çok incedir ve yalnız sonsuzu kavrayan zihinle algılanabilinir. Bireysel Prana ise bedene aittir, daha kaba ve somuttur. Bireysel Prana Yoga teknikleri sayesinde kolaylıkla algılanabilir. Maddi everen tezahur ederken Prana ruhi evrenden çıkmaktadır. Fiziksel düzeyde Prana bireysel varoluş gibi ortaya çıkmaktadır. Pranayama teknikleri Prana farkındalığını geliştirmektedir. Prana gerçeğini içimizde algıladıktan sonra bu enerjinin evrensel niteliğini de kavrayabiliriz.
Şu günlerde piyasada bulunan bir sözde "yoga" kitabında Prana "evrende var olan tüm enerjilerin toplamı" adlandırılmaktadır. Bu yanlış açıklamadır. Prana tüm enerjilerin toplamı değildir, tüm enerjilerin temelidir. Daha sonra yazar diyor ki, "Bu enerji, her ne kadar havanın kimyasal bileşiminde bulunmuyorsa da…" Bu iddia öncekiye zıttır. Çünkü eğer Prana "evrende var olan tüm enerjilerin toplamı"dırsa o zaman hem hava hem de havanın kimtasal elementleri Prana'dır. Birinci yalnış kavram ikinci yanlış ve mantıksız iddiaya yol açmaktadır. Belli olur ki yazar bu iddiaları başka kitaplardan toplamış ve biribirine zıt olduğunu bile fark etmemiş.
Sonra yazar diyor ki, "Bu enerjinin bedenimizde var olduğunun bir diğer kanıtı ise, bizi nefes almaya mecbur eden güçtür." Organizmada karbondioksit oranı yükseldikte beyin sinir sistemi aracılığıyla akciğerlere sinyal vermekte ve akciğerler harekete geçerek hava almaktadır. Biz oksijen ihtiyacımızı karşılamak için nefes alıp veriyoruz çünkü Prana'yı Çakra adlanan enerji merkezlerinin aracılığıyla direkt uzaydan alabiliyoruz. Bu yüzden Yogi'ler uzun süre nefeslerini tutabilirler. Bu arada organizma Prana sayesinde yaşamını sürdürüyor. Yazarın ileri sürdüğü "kanıt" hiçbir şeyi kanıtlamıyor.
Daha sonra yazar diyor ki, "Prana hem pozitif hem de negatiftir." Bu tamamen yanlış kavramdır. Prana ne pozitif ne de negatiftir. Prana evrensel enerji olduğu için bu niteliklerden özgürdür. Sonra yazar diyor ki, "Beden, besindeki enerjiyi, lokmalar iyi çiğnendiğinde, dilin altındaki guddelerden alır." Aslında ise lokmalar çiğnendiğinde besindeki enerji dilde bununa Çakra aracılığıyla enerji kanallarına aktarılmaktadır. Bilgi yetersizliğinden yazar iki farklı işlemi karıştırmaktadır. Daha sonra yazar diyor ki, "Enerjinin bedendeki deposu akciğerlerdir." Oysa organizmada enerjinin deposu akciğerler değil Çakra'lardır. Bunlar yalnız hemen hemen göze çarpan kaba hatalardır. Oysa kitap ince tekniki hatalarla doludur. Piyasada bulunan bu tür sozde "yoga" kitapları insanların kafalarını karıştırmakta ve yanlış kavramlar yaymaktadır.
Prana ve Çitta (şuur) devamlı olarak birbirini etkilemektedir. Şuur nereye odaklanmışsa, Prana da oraya yönelmektedir. Prana nereye toplanırsa, şuur da oraya yönelmektedir. Şuur bir araç gibi Prana ve Vasana (istek) adlanan iki kuvvetli güçle ileriye doğru sürülmektedir. Bu iki güçten daha kuvvetlisi şuuru yönetmektedir. Top yere çarparak geri geldiği gibi, birey enerji ve şuurun hareketine göre sallanmaktadır. Nefesin vasitesiyle enerji dengelendikte istekler kontrol altına alınmakta, duygular sakinleşmekte, zihin sabitleşmekte ve suur huzura kavuşmaktadır. İstek güçü üstün geldikte nefes düzensiz olmakta, enerji dengesi bozulmakta, zihin tahrik olmakta ve suur rahatsızlanmaktadır.
Nefes doğru ayarlandıkta, enerji dengelendikte, istekler kontrol altına alındıkta, duygular sakinleşdikte, zihin sabitleşdikte ve şuur huzura kavuşdukta cinsel enerji kontrol edilebilir ve sperm boşuna harcanmaz. Boylece bireyin güçü artmakta ve daha yüksek amaçlar için kullanılmaktadır. Bireyin enerjisi yukarı doğru hareket ederek şuuru saf bilinç haline ulaştırmaktadır.
alıntıdır.....
Nefes Ve Sakinlik
Nefes Ve Sakinlik
Sakinleştirici nefes ( Soğuk nefes tekniği ) Ağızda ve vücut üzerinde ani ısı kaybı oluşturduğu için, soğuk nefes adı verilmiştir. Bu nefes tekniğinde nefes alışlar ağızdan, nefes verişler burundandır. Vücut ısısı birkaç dakika içinde en az 1-2 derece düşer. Zihinsel gerginlik sona erer. Sakinleştirici ve dengeleyici bir çalışmadır. Tansiyon ve sindirim sisteminde hazımsızlık sorunu olanlar bu çalışmada daha dikkatli olmalıdırlar. Burun yerine ağızdan solunum yapılacağı için tozlu ve kirli havanın bulunduğu ortamlarda ve soğukta yapılmaz. Rahat bir yere oturun. Gözlerinizi kapatın. İlk aşama için nefesinizi hızlı bir şekilde vererek akciğerlerinizdeki havanın maksimum miktarını boşaltın. Tebessüm eder bir şekilde ön dudağınızı hafifçe yukarı kaldırıp ön dişlerinizin görüneceği bir durum alın. Dişlerinizin arasından “ssssss” sesi çıkararak nefesi ağzınızdan içeri çekerek ciğerlerinizin tamamını hava ile doldurun. Burnunuzdan yavaş bir hızda nefesinizi verin. Tekrarlarla çalışmayı beş dakika sürdürün. Sakinleştirici nefes (Sıcak nefes ) Bu çalışmada ısı kaybı yerini ısı artımına bırakır. !-2 derece vücut ısısında yükselme görülür. Sakinleştirmenin ötesinde telkine açık bir durum yaratılır. İkinci aşama için nefesinizi tekrar sonuna kadar boşaltın. Yukarıda anlatıldığı gibi tebessüm eder pozisyonda dişlerinizin arasından “ssss” sesi çıkararak 10 saniye süresinde kesintisiz nefes alın. 10 saniye nefesinizi tutun. Sakin bir şekilde 10 saniyede nefesinizi burundan vererek ciğerlerinizdeki havayı olabildiğince boşaltın. Bu çalışmada ısı artımı devam eder ve hipnoz etkisi gözlenir. Üçüncü aşama için önce nefesin tamamını verip dişlerin arasından “sss “ sesi çıkararak 10 saniye süresince nefes aldıktan sonra, 20 saniye nefesinizi tutun. 20 saniyede nefesinizi telaşsız bir şekilde burnunuzdan verin. Her aşama için beş dakikalık bir çalışma süresi yeterlidir. Her bir aşama için kuvvetlenmeyi bekleyin. İlk aşamayı iyi bir şekilde uyguladığınızdan emin olduğunuzdan bir ay sonra ikinci aşamaya geçin. Bir ay sonrada üçüncü aşamaya geçin. Bu süreleri beklemeden ikinci ve üçüncü aşamaları deneyimlemeye çalışırsanız, enerji kaybı dolayısıyla bitkinlik gözlenebilir, çalışmanın temposunu kaldıramayabilir, fayda yerine zarar görebilirsiniz. . BANU DEĞER-BHANU PRİYA |
Evren ile Uyum İçerisinde Olmak
Oysa zaman içinde bütün bunlardan uzaklaşarak doğallığımızın kaybolması tanrıdan ve evren birliğinden gün be gün uzaklaşmamızı sağlar. Acılar olmaz ise, kazançlarımız da olmaz. Çünkü o acılar yaşanmasa idi bu gün bu durumda olamazdım diye düşünebilmek, bilgeliğin başlangıcındaki adımlardan biridir. Ama önümüze acılar da çıkar ise onun içinden geçip gitmeyi bilmeliyiz. Acının peşinden koşmak ve bağımlı kalmak bizi hasta yapar.(sadistlik)Oysa ruhsal yolculukta ben acılardan geçerim ve onlar bana dokunamaz ve ben yolumda ilerlerim. Olan her kötü olayın da salında kötü olmayacağını, aslında bu olayın bile benim hayrım için bir gelişmeye yol açtığını bilirim ve deneylerim. Ve bu ruhsal farkında lığımı yaşarken artık içimde hiçbir korku ve umutsuzluk taşımam. Yani bu bahsettiğim evrensel bağlantı ve tanrısal boyuta yaklaşmak aslında bizim doğal hakkımız. Hiç kimseniz tekelinde değil ve herkes istediği kadar istediği sürece bu bağlantıda doğal olarak bağlı kalabilir. Çünkü hayattaki her şey bir enerji biçimidir. Ve bizim bütün olumsuzluklarımız ve olumsuz düşüncelerimiz de enerjidir ve evrende akmaktadır. Düşüncelerimiz duygularımızı oluşturur. Olumsuz duygular ise bize yeniden olumsuzlukla biten olaylar ve yaşam şekli olarak dönecektir. Oysa siz kendi hayatınızın şaheserisiniz ve öyle kalmalısınız. Peki, bu hakkımızı tekrar elde ettiğimizde değişen ne olacak? Çok şey değişecek, tabii bu değişimin ana hatlarını yine biz belirleyeceğiz. Çünkü hayatımıza terslikleri biz çekeriz. Oysa olumlu duygular yani sevgi, umut ve mutluk hissi size her istediğinizi yaratma ve yaşatma gücü verir. HALA yaşamdaki yolunuzu bulmak için uğraşıyorsanız, mevcut yaşamınızda biraz geri çekilip daha derin bir bakış açısı ile hayatınıza bakmaya çalışın. Böylece sizin nelerle mutlu ve tatminkâr olacağınızı anlamış olacaksınız. En önemlisi sağlık olmak şartı ile kimimiz bir arabayla yetinecek, kimimiz bir evle. Bazılarımız daha çok bilgi isteyecek, bazılarımız ise sevgi. Hatta aramızdan öyleleri çıkacak ki hepsini isteyecek. Uyum ve akış yakalanırsa, evren bir isteğinizi de bin isteğinizi de yerine getirecektir. İyi dilekleriniz ve arzularınıza göre. Çünkü dilekleriniz, olumlu düşünceleriniz ve mutluluk haliniz tam ise evren için bir emirdir ve yerine getirilecektir. Örneğin, birileri size sürekli gülümsüyorsa, muhtemelen siz de herkese gülümseyen birisinizdir. Deneyleyin; sokakta yürürken etrafınıza dikkat edin mutlu iseniz, yüzünüzde hoş bir eda varsa herkes size bakıyor olacaktır. Tam tersine, gülümsemiyor buna karşılık sürekli asık suratlı takılıp insanları süzüyorsanız, o zaman sizi gören insanlardan gülümseme bekleyemezsiniz. Hatta beklemezsiniz, çünkü bu durumda genellikle “kimseden bir güler yüz görmüyorum” şeklinde yakınıyor olursunuz. Aynanın karşısına geçip, o an ki yüzünüzü görseniz, eminim siz de kendinize gülümsemezdiniz. Benzer, benzeri çeker. Nasıl olacağını bilmesek de olumluyu da olumsuzu da biz çekeriz. Oysa huzuru ve uyumu bulmak için evrende yaşanan her şeyi olduğu gibi kabul etmek en doğal olanıdır. Dünyamız değişmekte ve hızlanmaktadır. Oysa biz önce dünyayı değil, kendimizi değiştirmeye çalışmalıyız. Yani görmesek de, görüyormuş gibi yolumuza devam edersek hayat gerçekten bizi istediğimiz noktaya götürür. Bu yüzden merdivenin tamamını görmemiz gerekemez. İlk adımı atmamız yeterlidir. Negatif farkındalık bize olumsuzluklar ve mutsuzluklar olarak geri döner. Negatif farkındalık gül bahçesine bakınca gülleri değil, dikenleri görmektir. Oysa yaşam gül bahçesi gibidir. Yaşama pozitif bakarsan gül bahçesindeki güllerin dikenlerini, o güzellikleri koruyan araçlar olarak görmesini bilirsin. “Çekim Yasası”, “Sır”, “Yaşamın sırrı”, “Olumlu düşüncenin gücü”ya da her ne ad verirseniz verin, ortada kesin olarak işleyen bir kural var. Bu kural benzer şeylerin birbirini çekmesidir. Zihnimiz, düşüncelerimiz çekim gücündeki en önemli faktördür aslında. Bir gözlemci olarak her şeyi önce aklımız ile algılarız. Algıladığımız her şeyi de zihnimizde tasnif ederiz. Peki, neye göre? Daha önceki deneyimlerimizde gördüğümüz o “şey” bize hangi duyguyu yaşattıysa, doğrudan o duygunun çekmecesine. Ya da ilk defa yaşanan bir olaysa, onu da hissettiğimiz sonuca göre yeni bir klasöre koyarız. Size basit bir örnek vereyim. Yıllar önce bir kuruyemişçinin önünden geçerken, mis gibi taze kavrulmuş çerezlerin kokusu o kadar güzeldi ki, hemen içeri girip küçük bir kese kâğıdı içine biraz çekirdek, fındık, fıstık doldurttum. Bir yandan yolda etrafıma bakınıyor, bir yandan elimi kese kâğıdına daldırıp çerezleri ağzıma atıyordum. O anda ağzıma tuhaf bir tad geldi ve ne ısırdığımı anlamak için elime baktığımda, karşımda çıtır çıtır kavrulmuş bir K.K.B ( kumral kalorifer böceği) ile karşı karşıyaydım. Hemen yere tükürdüm. Kesekâğıdını çöpe fırlatıp attım, iğrenerek ve midem bulanarak yürümeye devam ettim. Bu olay benim zihnimde doğrudan iğrenme dolabında, en üst rafta yeni bir klasör açtı. Bu klasör yukarıdaki olayın her detayını ( üstelik o an var olan, ama benim farkına varmadığım detaylar da buna dâhil) içeriyordu. Bu klasörleri sakın ola basite almayın, orada kayıtlı bilgilerden yalnızca birisini bile anımsasanız, görseniz, duysanız ya da koklasanız hemen harekete geçer. Size dosyanın içinde kayıtlı yaşanmış ne varsa hepsini hatırlatır. Hepsini hatırlatmasa bile sonucun verdiği duyguyu, hissi hemen harekete geçirecektir. Zihnimde bu klasörü açtıktan sonra uzun süre kuruyemiş yiyemedim, herhangi bir alışverişte sürekli kesekâğıtlarının içlerini kontrol ettim. Hatta tarlada ayçiçeklerini gördüğümde bile iğrenmeye varacak kadar ileriye götürdüm bu olayı. Ve hemen her seferine iğrenmek için bir sebep buldum. Çünkü evren bana istediğim duyguyu yaşatmak üzere çalışıyordu. Taa ki zihnimdeki klasörlerle evrenin bağlantısını anlamaya başlayana kadar. Çünkü daha olumlu düşünceler daha olumlu bir vücut kimyası ve daha uyumlu salgılanan bir hormon sistemi oluşturur. İşin sırrını çözünce bir daha başıma böyle bir olay gelmedi ve ben artık keyifle kuruyemiş yiyor ve hiçbir kötü deneyim yaşamıyorum. Zihnimiz duyguları iyi ya da kötü olarak ayırt edemez, olaylar zinciri sonucunda hissettiklerimize göre tasnif yaparlar. Bu klasörler algıda seçicilik yaratırlar ve biz klasörlerimizdeki bilgilerin benzerlerini, günlük hayatımızın içinden seçeriz. Öncelikle seçeceklerimiz ise en çok kullanılan klasörlerdir, çünkü onlar o kadar çok kullanılıyorlar ki, bir türlü dolaba kaldırılamıyor, hep masanın üzerinde gözümüzün önünde kalıyorlar. Yaşadığımız ve konuştuğumuz her şeyde geçmişe gitmek ve çöpleri karıştırmak bizim yaşam gerçeğimiz durumunda. Zihnimizdeki her klasör aynı zamanda evrenle sürekli bağlantı halindedir ve bu sayede hep benzer deneyimleri çağırırız. Masa üzerindeki klasörler evrende de öncelik sahibidir. Onların bağlantıları bakımlı ve daha kalındır, kullanıldıkça gelişirler. Bu arada unutmayın, bazen masanın üzeri o kadar dolu ve karışık olur ki, biz bile hangi dosyaların açık orada durduğunu bilemeyiz. Bu farkında olduğumuz ve olmadığımız klasörler ise evrene bizim neyi deneyimlemek istediğimizi iletirler. Oysa neye direnç gösterirsek o olay veya yaşamak istemediğimiz şey, bizim yaşamımızda ilk olumsuzluk olarak gündeme gelecektir. İstediğimiz hayatı, deneyimleri, duyguları kendimize çekebilmek için evrene doğru mesajları göndermeyi, klasörlerimizi düzenlemeyi, temizlemeyi öğrenmeliyiz. Dikkatimizi istemediğimiz durumlardan önce uzaklaştırmalıyız. Yaşamak istemediğiniz deneyimleri görünce onunla ilgili endişelenmeyin, konuşmayın, yazmayın ve tepki dahi vermeyin. Her sabah kalktığınızda sadece nefes alabildiğiniz ve sağlıklı olduğunuz için önce şükredin. Çünkü siz o andan itibaren bile hasta ve sağlıksız olanlardan bir adım öndesiniz. Şükretmek hayatınızda bollukların günden güne artmasına sebep olacaktır. İsteklerinizin çeşitliliği sizi özgür bıraksın. Evrendeki her şey enerji olduğuna göre siz de enerji formunda bir ruhsal varlıksınız. Siz enerjinin en büyüğüsünüz. Ve bunu öğrenmenin ve kabul etmenin yolu da evrene güvenmekle başlar. Hesap kitap yapmadan, evrene sevgi dolu yürekle güvenerek istemek. Çünkü tüm güç içinizdedir ve bu güç sınırsızca sizin kontrolünüzdedir. Sezgilerinize güvenin. Sezgilerimize güvenmek bizi felaketlerden korur. Hayalinizde ve hayatınızda ulaşmak istediğiniz her şeye ulaşmak için diğer bir yolda sezgileri takip etmektir. Basit gibi görünür ama bunu yapmak oldukça zordur. Öncelikle içinizdeki değişik ve genellikle çelişkili sesleri nasıl ayrıt edeceğinizi öğrenmelisiniz. Sezgileriniz, kalbinizde en çekici yere sahipken, aklınız ve zihniniz sizi büyük sorunların içine sokabilir, çünkü akıl ve zihin yaşamdaki zorluklar üzerine çalışır. Sezginiz, toplumun ne düşündüğünü bilmez, o yalnızca sizinle ilgilidir. Çok meşgulseniz sezginizi duymanız güçleşebilir. Çünkü aklınızda ve zihninizde oluşan gevezelik sezginizin sesini bozabilir. Öte yandan sezgisel zihin, sonsuz bilgi kaynağına erişebilir. Sezgi; bilgi ve bilgeliğin kaynağına ulaşma yeteneğine sahiptir. O tam olarak ihtiyaç duyduğumuz kadar veya ihtiyaç duyduğumuz anada bilgiyi düzenleyip bizi içsel olarak destekler. Mesajlar her defasında küçük, küçük gelse de eylemin gidişatı belli olur.Bu rehberliğe güvenmeyi öğrendiğinizde ,hayatınız zahmetsizce akan bir nitelik kazanır.Hayatınız,duygularınız,eylemleriniz etrafımızdaki her şeyle uyumlu hale gelir. Genellikle hepimiz birçok şey isteriz ve istedikten sonra bunun nasıl olabileceğine dair hesap kitap yapmaya başlarız. Hesap kitap sonucunda mantıklı bir yol göremezsek isteğimizin olacağına dair güvenimiz azalır ve şüphe duyarız. Şüphe duyduğumuz anda “ya olmazsa” lar beynimizde yankılanır ve sonunda “ya olmazsa” galip gelir. Çünkü ister yapabileceğini, istersen yapamayacağını düşün ne düşünürsen o olacaktır. İnşallah duygusu ile asla yaşama, çünkü oluşacak olan her zaman evrende, İnşallah fikri ile boşlukta kalacak ve oluşamayacaktır. Peki, şüphelerimiz ve olumsuz düşüncelerimiz olmazsa ne olur? Yine kendimden bir örnek vereyim. 2004 yılının ilk aylarında yoga eğitmeni olduğum ilk dönem İstanbul’da bir Bio enerji merkezinde çalışmaya başladım ve burada kişisel gelişimle ilgili toplantılar yapılıyordu. Konu hakkında bilgileri iyice algıladıktan sonra, ilk hafta istediklerimi bir deftere yazdım ve aklımda herhangi bir olumsuz düşünce, fikir belirirse ya da ağzımdan herhangi bir negatif cümle çıkarsa içimden “İPTAL” dedim. Aslında hayatımda her şey yolundaydı ama denemeye de değerdi. Bir gün boyunca ne istesem diye düşündüm ve ardından deftere yazmaya başladım. Tabii tüm bu süreç içine ne kadar çok “İPTAL” demek zorunda kaldığımı belirtmeme gerek yok sanırım. Çünkü korkular bizim hep yaşam bloklarımızı engeller durumdadır. Daha sonra, Gelirim iki kat artsın Altımda bir araba olsun (rengini modelini bile yazdım) Evden çalışayım ve sabah erkenden köprü trafiğine girmek zorun da kalmayayım gibi isteklerde bulundum. Yazdıklarımı götürdüğüme bana hocamın ilk söylediği, şimdi bunları şimdiki zamanda sahipmiş gibi yazmamdı. Hemen maddeleri düzelttim. Ben her ay düzenli olarak ….. YTL kazanıyorum ve Her yere …. marka… model….. renk arabamla gidip geliyorum. Her sabah dokuzda kalkıp evdeki ofisimden çalışıyorum. Vs gibi çoğaltabilirsiniz… Ardından bunu her sabah kalktığımda tekrarlamaya başladım. Ve her gece yattığımda görsel olarak gözümde son drece gerçek şekilde hayal ettim. Hayal etmek çok önemlidir. Yani niyet etmek bütün olacakların başlangıcıdır. O gelecekte yaşanacakların ön göstergesidir. Hayatınızda dikkat edin hayalleri ve istekleri yüksek olan insanların bir gün, bir şekilde olmak istedikleri yere ulaştıklarını sizde görmüşsünüzdür. Aradan bir hafta geçtiğinde eski eşim, telefon etti ve bir arkadaşının kendisine olan borcundan dolayı bir araba sahibi olduğunu ve onu bana hediye etmek isteğini söyledi, kulaklarıma inanamadım ve çekim ve enerjisinin ilk olarak burada işe yaradığını gördüm. Artık düşüncelerim ve inançlarım giderek artıyordu ve bu bağlamda aslında her güne mutlu bir şekilde başlamamın ve günümü ne olursa olsun o şekilde devam ettirmenin enerji akışlarında açılmaya sebep olduğunun daha çok bilincine varmaya başladım. Bir on gün sonra bir şirketten ve başka bir spor klübün’den de yoga eğitmenliği teklifi aldım ve hala o yerlerde çalışıyorum. O seneden sonra düşündüğüm ve istediğim her şeyi mantıklı bazen de mantıksız ve kimsenin inanamayacağı boyutlarda gerçekleştirdim. Her arzum kısa zamanda yerine gelmeye başladı. Fakat fark ettiğim tek önemli şey mutlu olmaktı sadece mutlu olmak. En önemlisi de sevmek. Karşılıksız ve koşulsuz sevmek. Asla kimseye kin duymamak, kızgınlıklarınız olan insanları ve kin duyduğunuz kişileri bile çok sevmek. Bu yapılabilir ve öğrenilebilir bir yaşam şekli. Ben yaptım ve herkes de yapabilir. Böylece karmalarınız dan da özgürleşip, nihai özgürlük noktasına da ulaşmak mümkün. Bütün düşüncelerini ve isteklerini önce mutluluk arzuna ve oradan da isteklerine yönlendirebilirsin. Onun için mutluluğunuzu izleyin, sadece duvarların olduğu bir yerde bile evren size kapılarını açacaktır. Eğer mutluluğunu da izleyebiliyorsan, her konuda bolluk ve bereketin de izini takip edebilirsin. 2004 yılının başlangıcı bu olaylar ve gelişmeler ile birlikte hayatımın tamamen değişmesine sebep oldu ve o günden beri evrenle bağlantımı kesmemek için çalışmalarıma hiç ara vermedim. Hayatım güzel bir serüvene dönüştü ve etrafımızın ne kadar çok mucizelerle çevrili olduğunu gördüm. Daha sonra yaşam koçu eğitimi alarak çalışmalarıma öğrencilerim ile birlikte devam ettim ve onlara da bu evrensel bilgileri aktararak eğitimler vermeye devam ettim. Onların yaşamlarında da olan gelişmeler ve yaratımlar muhteşemdi ve sevgiyle mutluluklarını paylaştım. Bu gelişmeleri yaşamak istiyor ve hayatınıza aktarmak istiyorsanız;En önemli ve ilk yapmanız gereken çalışma, bu bağlamda iptal çalışmasıdır. Şimdi uzunca bir zaman artık aklımız olumsuzluklar gelmeyene kadar “İPTAL” çalışması yapalım. Aklınızdan olumsuz bir şey geçtiğinde; herhangi bir konuda kaygı, endişe, şüphe, korku duyduğunuzda; öfkeli olduğunuzda ya da ağzınızdan olumsuz bir cümle çıktığında alışkanlıklarınız değişene kadar kocaman bir “İPTAL” deyin. Ve bunu yaşam alışkanlığınız haline getirmeye çalışın lütfen. Bu arada da evrenden neler isteyeceğinizi de düşünün isterseniz. Çünkü senin yapıp, ulaşamayacağın hiçbir şey yok. Sen muhteşem bir yaratıcısın ve güçlü, kesin bu dünyada olma arzun ile buradasın. Mutluluk senin doğal hazinen ve sen sadece mutluluk varlığı halinde doğdun ve içindeki ruhsal öz varlık bunu zaten biliyor. Zihnindeki bu karmaşayı yenmenin tek yolu da gülmektir ve yaptığın bütün eylemleri gülerek yapmaktır. Gülmenin de tek yolu yaptığımız fiilin yani hareketin tarzını değiştirmektir. Ne yaptığımız önemli değildir. Çünkü bu “ego” dur. Nasıl yaptığımız çok önemlidir. İşte bu ruhsallık ve ruhsal boyuttur. Ve şu anda bile oluşmaya başlayan hisleriniz, oluşacak olanların mükemmel bir yansımasıdır. Sevgi ile sevgi dolu ve mutlu olun. BANU DEĞER. BHANU PRİYA |
Nefes Ve Zihin
Nefes teknikleri ile zihnimizi kontrol edebilirmiyiz? Beynin kendi içinde gelişmeye ve genişlemeye müsait olduğu ve kendi potansiyellerini aşabileceği tezine, nefes teknikleri uygulayarak zihinlerini kontrol edebilenlerin beyinlerinin test sonuçlarından ciddi bir destek geldi. Amerikalı beyin bilimci Dr. Richard Davidson, Tibetli rahiplerin beyinleri üzerinde yaptığı araştırmalarda, nefes teknikleri ve meditasyon ile beynin değiştirilebileceği bulgusuna ulaştı. Eğitilmiş zihin, ya da beyin, eğitilmemiş olandan fiziksel olarak farklıdır. Görülen odur ki ilerleyen süreç içersinde zihinsel eğitimin potansiyelini anlayabilecek ve bunun ciddiye alınmasının gerekliliğini anlayarak bu yönde çalışmalarımızı artırmalıyız Beyin araştırmaları, Budistlerin yüzyıllardır uyguladıkları nefes teknikleri ve meditasyon pratiğine ilişkin somut deliller elde ediyorlar. Nefes teknikleriyle oluşturulan meditatif farkındalığın, beynin işleyişini değiştirebilir ve insanların çeşitli farkındalık (awareness) düzeylerine erişmesini sağlayıcı değişik haller, geleneksel olarak fiziksel ölçülebilmenin ve nesnel değerlendirmenin dışında da artık yeni bir dünyada soyut kavramlarla anlaşılır hale gelmektedir. Son birkaç yıldan beri Wisconsin Üniversitesi araştırıcıları Tibetli rahiplerle birlikte çalışarak bu zihinsel deneyimi yüksek frekanslı gamma dalgaları, beyin senkronizasyonu ve koordinasyon gibi bilimsel dile çevirmeyi başarabilmişlerdir. Beyin faaliyetinin nefes teknikleriyle oluşturulan meditatif farkındalık durumunda en kuvvetli bağlantı gösterdiği bölge olarak, alnın sol tarafının hemen arkasında bulunan prefrontal korteksi işaret etmişlerdir Üniversitenin 10 milyon dolarlık yeni W. M Keck Laboratory of Functional Brain Imaging and Behaviordan bir sinirbilimci Richard Davidson , “uzun süreli uygulayıcılarda bulduğumuz beyin aktivasyonu daha önce hiç görmediğimiz ölçüdeydi; onların zihinsel uygulaması beyin üzerinde tenis ve golf pratiğinin performansı arttırıcı etkisine benziyordu” demiştir. Ve yine Davidsona göre “beyin eğitilebilir ve nefes terapileri ile fiziksel değişime uğratılabilir bir kabiliyete sahiptir.” Önceleri bilim adamları bunun tersine inanırlardı. Yani eski bilgiye göre sinir hücreleri arasındaki bağlantı hayatın başında saptanır ve erişkinde değişmezdi. Bu varsayım son on yıllarda değişmiş, beyin görüntüleme ve diğer tekniklerin ilerlemesiyle bilim adamları onun yerine “sürekli beyin gelişimi ve nöroplastisite” kavramını kabul etmişlerdir. En yeni nefes uygulamalarının oluşturduğu meditatif çalışmalarda ki araştırmaların sonuçları, nefes teknikleriyle ve diğer yollarla yapılan zihinsel eğitimin beynin iç işleyiş ve devrelerini (circuitry) değiştirerek, nöroplastisite kavramını bir adım daha ileri götürmüştür. Bu bulgu Davidson ile dünyanın en ünlü Budist uygulayıcısı Tibet’in Dalai Lamasının uzun ve inanılmaz ortak çalışmasının eseridir. Davidsonun coşkuların sinirbilimi üzerinde yenilikçi çalışmalar yaptığını öğrenen Dalai Lama, onu 1992'de Hindistan, Dharamsaladaki evine davet etmiştir Yüksek irtifada yaşayan Perulu inkalarla Tibetli lamaların yüzyıllara dayanan yoğun nefes teknikleri gelenekleri vardır. Dalai Lama kendi rahiplerinin meditatif çalışma yapan zihinlerinin Davidson tarafından bilimsel olarak araştırılmasını istiyordu. Üç yıl önce Dalai Lama, Davidsonun laboratuarında iki gün geçirmişti. Sonunda Dalai Lama en başarılı sekiz rahibini elektroansefalografi (EEG) ve beyin taraması (scanning) için Davidsonun laboratuarına gönderdi. Deneydeki Budist uygulayıcılar Tibet Nyigmapa ve Kagyupa geleneğine göre 10,000 ila 50,0000 saat ve 15 ila 40 yıllık bir zaman diliminde eğitilmişlerdi. Kontrol olarak daha önce hiç deneyimi olmayan 10 gönüllü öğrenci bir haftalık eğitimin ardından teste tabi tutulmuştu. Rahipler ve öğrencilere 256 elektriksel sensor bağlanmış ve kısa sürelerle nefes uygulamaları yaparak ulaşacakları seviyenin belirlenmesi istenmişti Nefes teknikleriyle zihnin düşünme ve diğer zihinsel faaliyetlerde nöron gruplarının haberleşmelerini gösteren hafif fakat fark edilebilen elektriksel aktivite patlamaları yaratır ve sensorlar da bunları yakalar. Davidsonda özellikle bu yüksek frekanslı ve en önemli elektriksel beyin impulsları olan gamma dalgalarının ölçülmesiyle ilgileniyordu Her iki gruptan nefes teknikleri uygulamalarıyla ulaşacakları zihin titreşim seviyesinde, koşulsuz sevgi ve olduğu gibi kabul üzerinde meditasyon yapmaları istendi. Budist öğreti, Dalai Lama öğretisinin merkezi sayılan bu durumu, canlılara yardıma kayıtsız şartsız hazır olma diye tanımlanan bu öğretiyi esas aldılar, çünkü bu durum özel nesneler üzerinde yoğunlaşmaya ve imajlara gereksinim bırakmıyor; tersine, dönüşmüş (transformed) bir var oluş durumu yaratıyordu. Davidson, uygulamaya alınan rahiplerin eğitimli beyinlerin de gönüllülere göre önemli farklılık gösteren sonuçlar doğurduğunu bildirmişti. En önemlisi elektrodlar rahiplerin beyninde öğrencilerinkine göre hızlı ve şiddetli gamma dalgası aktivitesi kaydetmiş ve rahiplerde dalgaların beyinde hareketi çok daha iyi organize ve koordine bulunmuştu. Nefes teknikleri ile çalışmaya yeni başlayanlar uygulamalar esnasında sadece hafif bir gamma dalgası faaliyeti gösterirken, rahip veya dervişlerin bazıları daha önce hiçbir sağlıklı kişi de görülmemiş derecede kuvvetli gamma dalgaları oluşturabiliyorlar. Nefes tekniklerini uzun yıllar uygulayan mistiklerde en yüksek gamma dalgaları düzeyi görüldüğü eskiden beri bilinmektedir. Bu doz cevabı, yani örneğin bir ilacın yüksek düzeylerinin aşağı düzeydekinden daha etkili olması, araştırıcılar tarafından sebep sonuç ilişkisini belirlemek için kullanılır. Daha önceki çalışmalarda dikkati toplama, bellek, öğrenme ve bilinç gibi zihinsel aktivitelerin rahiplerde görülen sinirsel koordinasyonda artma gibi bir durumla benzerliği gösterilmiştir. Rahiplerde şiddetli gamma dalgaları ayrıca beynin farklı devrelerinde bağlantı kurarak daha yüksek zihinsel aktivite ve daha üst düzey bir farkındalık da yaratır. Davidsonun araştırması onun sol prefrontal korteksin mutluluk, pozitif düşünceler ve coşkularla ilgili beyin bölgesi olduğunu gösteren önceki çalışmalarıyla örtüşmektedir. Davidson, rahiplerde fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) kullanarak, EEG ile ölçüldüğü gibi- beyin aktivitesinin özellikle bu bölgede yüksek olduğunu bulmuştur. Davidson, araştırmasından nefes teknikleri uygulamaları ve beyin işleyişini sadece kısa süreli değil büyük olasılıkla kalıcı olarak değiştirebileceği sonucuna varmıştır. Bu bulgu, rahiplerdeki önemli derecede yüksek gamma dalgası aktivitesinin hatta nefes teknikleri uygulamaları yapmasalar bile kontrol gruptan fazla olduğu gerçeğine dayanmaktadır Massachusetts Üniversitesinden bir araştırıcı; Jon Kabot Zinn , birkaç yıl önce benzer sonuçlara ulaşmıştı. Birçok Amerikan üniversitesin de araştırıcılar zen, Budist, Katolik rahiplerin ve sufilerin nefes teknikleri uygulamalarını gerek kutsal metin okumaları gerek özel konsantrasyon artırıcı nefes yöntemlerini deneyimle diklerini ortaya çıkarmışlardır Nefes tekniklerinin oluşturduğu zihni yavaşlatma ve hızlandırma kontrolü zihnin eğitilmesini sağlıyor. İnsan beyninde oluşabilecek dejeneraktif değişiklikler, örneğin bunama bu metotlarla önlenebiliyor BANU DEĞER |
Kumbakha - Nefes Tutmak
Nefesi tutmak ( Kumbakha ) NEDİR? Bazen hayatımız tehlikeye girdiğinde otomatik olarak nefesimizi tutarız. Tehlike geçene kadar da nefes alıp vermeyiz. Sıradan bir kişinin bilinçsiz olarak yaptığı bu eylemin yogik nefeste karşılığı Kumbhaka olarak isimlendirilir. Bu, dikkatin ve rikkatin bir noktada toplanması ile oluşturulan konsantrasyon halidir. Kumbaka nın daha yüksek enerjili olanı nefesin verilerek ve yeni nefes alınmadan beklenildiği durumdur. Kişinin normal şartlarda yapamadığı eylemleri kumbaka durumunda rahatlıkla yapabildiği bilinir. Kumbakha; Ego dediğimiz bizi yaşamda tutma ve varlığımızı koruma formatının içinde bulunan bir bilgidir. Hayati bir tehlike algıladığımızda bedenimiz aniden nefes alıp vermeyi durdurur. Tehlike geçene kadarda nefesimizi tutmaya devam ederiz. Bu tehlikeyle baş edebilmemiz için bedenimizin kendini koruma mekanizmasının devreye girmesidir. Kumbakha tekniğini bütün sporcular bilerek veya bilmeyerek kullanırlar. Atlet start halinde başla komutunu beklerken nefesini tutar. Finale ipi göğüslemek için yaklaştığında son on metrede yine nefesini tutarak gücünü ekstra artırır. Yüksek atlarken ve gülle atarken vs. aktivitelerde de durum farklı değildir. Seyirciler futbol karşılaşmasında penaltı vuruşu sırasında nefeslerini tutarlar. Nişan alan atıcılar atış yapmadan beş saniye önceden nefes alış verişlerini tamamen durdururlar. Bilardo oynayanlar vuruş yapmadan önce nefeslerini tuttuklarında başarılı sonuçlar alırlar. Diş çektirirken veya iğne yaptırırken farkında olmadan kumbaka pozisyonuna geçilir. Yani nefes tutulur. Sonucu belirleyecek en önemli anlarında nefesler hep tutulur. Kumbakha duruşunda zaman yoktur. An vardır. Bilinç ve farkındalık burada ve şimdidedir.
Nefes tutulduğunda kanda hipoksi dengelenmesi ( oksijen ve karbondioksit dengesi ) ayarlanmaktadır ve zihnin kortikal algılamaları ve hareket kabiliyeti devre dışıdır. Bu yüzden nefes alıp tuttuğunuzda veya nefesinizi verip nefes almadan beklediğinizde, asla zihinsel gevezelik yapamazsınız. Geçmişin veya geleceğin, hülyalı hayallerinde veya kuşku ve endişe dolu beklentilerinde olamazsınız. Bu tip paranayama egzersizleri yaparken oranlara ve sürelere ve sayılara da takılmamak gerekir. Bizim amacımız annnamaya koşaya ulaşmaktır. Oysa bu tip egzersizlerin detaylarına takılırsak bir üst seviyeye geçmemiz zorlaşacaktır. Nefes ve kumbakha yaparken tutulan sayı oranına değil arada rahat beklediğin ana çabasız odaklanırsan istenilen sonuçlar elde edilir. Nefes alın bir an tutun ve verin. Nefes aldıktan sonra ciğerler genişler, bu nedenle alama ve verme arasındaki boşluk normal bir boşluk değildir. nefes verdikten sonra kaslar gevşer ve rahatlar yani doğal olan gereken durumuna gelirsin. Bu boşluk anları yada kumbakha anaları Annamaya koşanın üzerine çıkacağımız andır. Bununla da anladığımız evrensel alış veriş bizim dışımızda da devam ediyor. Biri sağımızda, biri solumuzda biz ise ortadayız. Önemli olan budur. Bu sebeple aklımızla prananın efendsi,olalım ve pranayama seviyesinde kalmayarak onunda üzerine çıkalım ve ilahi mutluluğa yavaş yavaş yaklaşalım. BANU DEĞER. |
Nefes Ve Ağrılarımız
NEFES TERAPİLERİ İLE DEVAM EDEN AĞRILARIMIZLA NASIL BAŞA ÇIKABİLİRİZ? VE NASIL TEKNİKLER KULLANMALIYIZ VE ANİ GEVŞEME TEKNİĞİ NASIL UYGULANIR? Uyguladığımız bütün nefes teknikleri, sizlerin yaşamına sağlık, neşe ve huzur getirecektir. Nefes teknikleri gerçek bir arınma sanatıdır. Gerçek bir arınma sanatı olan teknikler geçmişte yaşadığınız travmaların fiziksel boyutta yaratmış olduğu etkileri de temizleyerek duygusal ve zihinsel boyutta da arınma sağlamaktadır. Nefesimizi açmaya yönelik egzersizler, enerjimizin ve beyin fonksiyonlarının artmasına ve enerjimizin artması da zihinsel ve duygusal olarak da daha mutlu ve keyifli bir duruma gelmemizi sağlıyor. Hareketler ile birlikte uyguladığınız ve kontrollü uyguladığımız nefes teknikleri ve gevşeme teknikler ile arttırdığımız enerji geçmiş zamanlarda oluşmuş olan travmalarınız ile sıkışmış olan düşük enerjiler değişmeye başlar.Bu da vücudunuz da sıkışıp kalmış düşük enerji seviyelerinin neden olduğu,ağrı ve gerginliklerin giderilmesini ve tüm sistemimizin hafiflemesini,hayata daha net ve duru olarak bakabilmenizi sağlamaya başlamamıza sebep olur. Yaşlanma etkileri kesinlikle geri dönüşe geçer, zorluklar ve stres karşınsıdaki direncimiz artarak, kandaki oksijen miktarımız da en yüksek seviyeye ulaşarak tamamen gevşememiz sağlanmaktadır.Ve beden seviyesinde başlayan bu kontrol artarak, zihinsel seviyelere de ulaşmaya başlar. Bütün bu kontrol ve egzersizler günlük yaşamdaki kontrolümüzü de tamamen arttırarak, gerginlik seviyemizin giderek düşmeye başlamasına sebep olmaktadır. Ve günlük hayatında devam eden ağrısı olan hastaların ve bireylerin birçoğunda toplumsal ve aile içi etkileşimde bozukluklar, duygularını ifade etme güçlüğü, ilgi ve beklenti gereksinimleri, bastırılmış öfke ve kızgınlık duyguları olmaktadır. Hastanın ilgisini ağrıdan uzaklaştırabilmesi, günlük yaşamındaki ilgi ve işlevselliğini artırıcı yönde baş etme yöntemleri kullanılmalıdır. Ve bu durumlar karşısında nefes teknikleri ve gevşeme tekniklerinden yaralanmalıdır. Ve böylece günlük hayat kalitemiz kat be kat arttırılabilir daha ağrısız ve daha problemsiz bir yaşama günden güne yaklaşabiliriz. Kas Gevşemesi (Relaksasyon) Gevşeme eğitimi genellikle kademeli olarak kasları germe ve gevşetme tekniklerini içeriyor. Gevşeme çalışmalarının ilk basamağı nefesi kontrol altına almak. Bilindiği gibi solunum sistemimiz, kendi kendine çalışan bir sistemdir. Fakat bilinçli olarak da solunumunuzu kontrol edebilmek bizim elimizdedir. Nefes almayı, vermeyi ve tutmayı bir düzen içinde öğrenmek, gevşetme çalışmaları için çok önemlidir. Vücudun tamamen gevşemesi, ancak düzenli bir nefes teknikleri çalışmasından sonra mümkün olur. Akciğerlerinizi; üst kısım, orta kısım ve alt kısım olmak üzere üç bölüm halinde düşünebilirsiniz Derin nefes bu üç kısmın ortaklaşa çalışmasıyla mümkün olmaktadır. Derin nefes önce akciğerin alt kısmının havayla dolmasıyla başlar. Mide ve kaburgaların alt kısmı genişler, sonra orta kısım havayla dolar. Yani göğüsler genişler ve en son olarak da omuzlar hafifçe kalkar. Pek çoğumuz ciğerlerinin bir bölümünü çalıştırmaz. Oysa sağlıklı bir nefes ciğerlerin üç kısmının da çalışmasıyla(tam yogik nefes tekniği kullanarak)mümkün olmaktadır. Nefes egzersizlerinden sonra da kasların gevşetilmesine geçilmektedir. Bu çalışma vücudunuzdaki kas gruplarının gerilmesini, sonrada gevşetilmesini içermektedir. Bir kas gergin olduğunda bu gerginlik ne derece yoğunsa kas serbest olduğunda yaşanacak olan gevşeme yanı ölçüde yoğun olacaktır. Vivekenanda Üniversitesinin kullandığı Ani Gevşeme Tekniği bu konuda çok etkilidir ve stres yönetimi çalışmalarında da kullanılmaktadır. Bu teknik ile bedeninize aslında kasılaraktan da gevşemesini öğretmektedir. Derin bir nefes verdikten sonra derin bir nefes alarak bütün beden kasılır ve bu arada nefes tutulur beden kasılır, kasılar, kasılır ve nefeste aniden bırakılarak beden gevşetilir. Detaylar alt bölümde anlatılacaktır. Nasıl bir yer tercih etmeliyiz: Gevşeme tekniği en iyi loş ışıklı, sakin bir oda yapılabilir. Egzersizi böyle bir odada sırt üstü yatarak yapın. Eğer egzersiz sırasında uyuma gereksinimi ortaya çıkarsa, uygulamayı rahat bir koltukta da yapabilirsiniz.(Belki bu çalışma için ofisinizi kullanmak durumunda kalabilirsiniz ve isterseniz koltuğunuz da bile bu uygulamalar yapılabilir.) Gevşeme tekniğiyle amaçlanan uykuya dalmak değil, tersine en fazla uyanıklıkla en derin gevşemeye ulaşabilmek. Egzersiz yapılan oda mümkün ise sessiz olmalı, odanın ısısı sizi ne üşütmeli nede terletmemelidir. Egzersizi Nasıl Yapacaksınız? Elleriniz ve ayaklarınız iki yana hafifçe açık olarak uygulamaya başlayın. Uygulama sırasında bedeninizi sıkan kemer, ayakkabı ve dar elbiseleri çıkarın. Bu tür giysiler nefes alışı, kasların gevşemesini olumsuz yönde etkiler. Egzersizleri sırayla yapın. Egzersizi yapmadan bir sonraki egzersize geçmeyin, acele etmeyin. Günde en az bir kez, mümkünse iki kez yapılması, bu pratik kazanmanızı sağlar. Gözlerinizi yavaşça kapayın. Sağ elinizi göbeğinizin üzerine, sol elinizi de göğsünüzün üzerine koyun. Nefes alıp verirken sol eliniz göğsünüzün inip kalktığını hissetsin. Şu anda ciğerlerinizin üst kısmı ile nefes alıyorsunuz demektir. Şimdi ciğerlerinizin alt kısmını hava ile doldurmaya, karnınızdan solunum yapmaya çalışın. Midenizin üzerindeki sağ eliniz inip kalkmaya başladıysa bunu başarıyorsunuz demektir. Düşüncelerinizi tamamen nefes alıp vermeniz üzerinde odaklaştırın. Burnunuzdan havanın girip çıktığını hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve nefesinizi verin. Kendinizi zorlamadan, gerilim duymadan oldukça rahat bir şekilde nefes alın. Şimdi alıştırmayı yapmaya başlayalım; Önce ciğerlerinizin bir balon gibi olduğunu hayal edin. Şimdi sönen bir balonda olduğu gibi yavaşça ve zorlamadan içinizdeki havayı boşaltın. Başlayabilirsiniz. Artık ciğerleriniz boşaldı. Nefes almadan iki saniye bekleyin. Tekrar yavaşça derin, derin nefes alın, tutun ve verin, bütün vücudunuzun gevşediğini hissedin. Şimdi bu egzersizi tekrar edin; Derin bir nefes alııııııın... Nefesinizi tutunnnnn ve yavaşça verin. Tüm vücudunuz tamaen gevşemeye başlıyor. Sakin, rahat ve huzur dolusunuz... Nefesinizi her verişte, sizi kaplayan gevşeme duygusunu hissedin. Gerilimin yerini alan, derin huzuru hissedin. Şimdi kaslarınızı gevşetme çalışmasına geçelim. En rahat olduğunuz şekli alın, oturun veya sırt üstü yatın. Başlangıçta bu çalışmayı sırt üstü yatar durumda yapmanız sizin için daha kolay olacaktır. Yatar durumdayken kollarınızın iki yanda olmasına dikkat edin. Gözlerinizi kapatın. Daha önce öğrendiğiniz gibi derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve verin. İki yumruğunuzu da sıkın. İyice sıkın. Yumruklarınızın ve ellerinizin gerginliğini hissedin. Şimdi gevşetin. Bu gerginliğin yavaş, yavaş ortadan kalktığını hissedin. Ellerinizin ne kadar gevşediğini hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın. Nefesinizi tutun ve bırakın Sıra kollarınızı ve yumruklarınızı birlikte sıkmaya geldi. Başlayın ve iyice sıkın. Ellerinizdeki ve kollarınızdaki gerginliği hissedin. Şimdi serbest bırakın. Tamamen gevşek bırakın. Ne kadar gevşediğinizi hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın. Sağ omzunuzu kulağınıza doğru kaldırmaya çalışın, iyice kaldırın. Şimdi gerginliği hissedeceksiniz. Yavaş, yavaş serbest bırakın. Tamamen gevşemesini sağlayın. Omzunuzdaki gevşemeyi hissedin. Şimdi sol omzumuza aynı şeyi yapacaksınız. Sol omzunuzu kulağınıza doğru kaldırmaya çalışın. İyice kaldırın gerginliği hissedin. Yavaş, yavaş serbest bırakın, gevşemesini sağlayın. Omzunuzdaki gevşemeyi hissedin. Yavaşça derin bir nefes alın, nefesinizi tutun ve bırakın.
Şimdi yumruklarınızı, kollarınızı omuzlarınızı ayaklarınızı ve bacaklarınızı, başınızı hep birlikte ve aynı anda gerecek ve kasacaksınız. Önce derin bir nefes verin ve sonra deriiiinnn bir nefes alınnnnn ve tutunnnnn… Yumruklarınızı sıkın. Kollarınızı omuzlarınızı gerin. Ayak parmaklarınızı, bacaklarınızı iyice gerin. Başınızı kaldırın ve yüzünüzü buruşturun ve iyice gerin. Bütün bedeni kassınnnn,kasınnnnn,kasınnnn ve Öylece bir dakika kadar bekleyin. Şimdi bütün bedeni aniden yere bırakın. Tamamen bırakın. İyice gevşetin. Tüm vücudunuzu tatlı bir gevşeme kaplasın. Şimdi karın kaslarınızı kasın, iyice kasın, karnınızdaki gerginliği iyice gerginliği hissedin. Serbest bırakın, tamamen gevşetin. Karın kaslarınızın tamamen gevşediğini hissedin. Karnınızın giderek yumuşadığını hissedin. Ve birkaç kere hızlı nefes tekniği(bütün nefes alıyoruz ve verirken hızlıca mum üfler gibi veriyoruz) uyguladıktan sonra, tam yogik nefes ile nefeslerinizi iyice yavaşlatın. Uzun, uzun alın ve verin. Yavaşça derin bir nefes alın. Nefesinizi tutun ve bırakın. Başınızı çeneniz göğsünüze değecek şekilde öne doğru bükün. Boynunuzdaki gerilimi hissedin. Yavaşça serbest bırakın. Gevşetin gevşemeyi hissedin. Egzersizleri Yaparken Nelere Dikkat Etmeli? Birden nefes almayın, yani ciğerlerinizi aniden havayla doldurmayın Ağızdan değil, burundan nefes alın. En önemlisi nefes egzersizlerini arka arkaya tekrar etmeyin. Her nefes alışın arasına 5-6 kere de normal nefes alış verişi koymak gerekiyor. Bu yapılmadığı takdirde kandaki oksijen miktarı artacağından, baş dönmesi gelişebilir .Ama endişe edecek bir durum değildir. Sadece fazla oksijenlenmeden kaynaklanan bir durumdur. DAHA AĞRISIZ, DAHA SAĞLIKLI VE DAHA HUZURLU OLMANIZ DİLEĞİM İLE. BANU DEĞER. BHANU PRİYA. |
NEFESİN SİHİRLİ SIRLARI
Nefes almadan yaşamamız mümkün değil,peki onu yeterince önemsiyor muyuz? Nefesimiz ne kadar kontrol altında..Ona dikkat edin, o ne kadar kontrolümüzdeyse hayatımız da o kadar kontrolümüzde….
Teknolojinin hızlandırdığı yaşamımızda maddeye gömülerek tüketilen yaşamlarımızda her gün artan huzursuzluklarımız,mutsuzluklarımız ve yaşamımızın giderek anlamsız hale gelmeye başlaması bu günlerde herkesin olağan durumu halinde….
Oysa bütün bunları kontrol altına alabileceğinizi biliyor musunuz? Kadim çağlardan beri insanın fizik,duygu,zihin ve bedendeki sıkışıklık ve blokajların açtığı rahatsızlıkların gidilmesi için meditasyon,yoga,reiki ve manyetik şifa gibi çalışmalar geliştirilmiştir..AMA BU ÇALIŞMALARIN DAYANDIĞI EN ÖNEMLİ TEMEL TEKNİK, NEFES ÇALIŞMALARI OLMUŞTUR…
Doğru Nefes almak vücudumuzun sağlıklı kalması ve ihtiyaç duyduğu oksijenin alınması;atık ve toksinlerin vücuttan atılması açısından çok önemli…Yeterli oksijen iç organların,hormon salgılayan bezlerin,sinir sisteminin ve beynin çalışması için şart…Beynimizin diğer organlardan daha fazla oksijene ihtiyacı var…Yeterince oksijen alınmadığında,zihinde bulanıklık,negatif düşünce depresyon,işitme ve görme bozuklukları başlıyor.. Yaşlanmanın en belirgin sebebi hücrelerin yetersiz oksijen alması.Akut dolaşım bozukluğunun kalbe giden oksijeni durdurması kalp krizine;beyne giden oksijeni durdurması beyin kanaması ve harabiyetine yol açıyor…Düzgün ve yeerli nefes alamayanlar kendilerini sürekli yorgun ve depresif hissediyorlar…Uyku düzenlerinde sorun yaşıyorlar. Aynı döngüde kalmaları bağışıklık sistemlerini zayıflatıyor..Canlı olmamanın ve genç kalmanın en önemli şartı temiz kan dolaşımı..Bunu sağlamanın en önemli yolu da nefeslerimizde saklı…Doğru nefes alarak organlarımızın beslenmelerini sağlayıp,hücrelerimizin verimliliğini arttırmak.kaçınılmaz bir gerçek..Doğru nefes almak yaşam süremizi uzatacağı gibi,bize son derce sağlıklı bir ciltte kazandırıyor..Doğru nefes alanlar karbondioksitli ortamlarda yada heyecan ve stres sırasında dengesiz tepkiler veriyor…Çünkü kırmızı kan hücreleri oksijeni organlarımıza daha yüksek oranda taşıyor.. | ![]() |
Birçoğumuz hep ağzımızdan nefes alıp veriyoruz…Bu bize anatomik rahatsızlık sağlayan son derce yanlış bir davranış…Oysa doğrusu bunun tam tersi..Kadim kayıtlarda rahat ve kendini kasmadan durarak,karnımızı dışarı doğru genişleterek,göğsümüzü de full nefesle doldurarak tam nefes tekniği uygulamak…Yani diyaframımızı da kullanarak nefes almak…Yaşam süremizde bu yanlış, diyaframımızın zayıflayarak potansiyelini kaybetmesine sebep oluyor…Ortalama bir yetişkin dakikada ortalama 14 kere nefes alıp veriyor…Bu 24 saate 20 bin160 kez nefes alıp verdiğimiz anlamına geliyor..Yani günde 20 bin kere yaptığımız hatanın bizde ne gibi sonuçlara yol açtığını anlamamak mümkün değil…
İŞTE BU NEDENLE KENDİMİZE BİR İYİLİK YAPIP ÖNCE DOĞRU NEFES ALIP VERMEYİ ÖĞRENMEMİZ GEREKİYOR…
Dünya sağlık örgütü ayrıca doğru nefesin öncelikle burundan alınması gerektiğini söylüyor..Ve burnumuzun içi yapışkan bir sıvı ayrıca kıllardan oluşuyor…Bu ortam aldığımız nefesle ciğerler giderek havanın temizlenmesini sağlıyor.Havadaki toz ve zerrecikler burundan temizlenerek geçiyor.Burun ve diyaframın birlikte kullanılması,nefes yolunda uzatarak bedenin nefesten azami verimi almasını sağlıyor…Nefesi verirken dayanak olarak boğaz bölgesini değil,karın kaslarını kullanmak da boğazda tahrişleri önlüyor.Doğru nefes alıp verildiğinde vücuttaki kan kalitesi ,artmış lan oksijen nedeniyle yükseliyor. Bu sistemden toksinlerin atılmasına yardımcı oluyor.Mide daha fazla oksijen alarak daha verimli çalışıyor.Diyaframın hareket etmesi,mide ve safra kesesinin yukarı hareket etmesini engelleyerek reflüyü(mide suyunun yemek borusuna ve daha yukarılara çıkması)ve çeşitli safra kesesi hastalıklarını önlüyor.
Akciğerlerde verem gibi mikroplar barınamıyor..Vücudumuzdaki bütün bezler,iyi beslenmeleri sonucu hormonları yeteri oranda salgılayarak vücudun biyokimyasının kusursuz işlemesini sağlıyor.Beyin,omurilik,sinir merkezleri ve sinirler dahil olmak üzere sinir sisteminin tamamında düzelme meydana geliyor.Derin ve yavaş solunum kalbin yükünü hafifletiyor..Bu da daha dinç ve etkin bir kalp,düşük tansiyon ,yani daha az kalp hastalığı demek oluyor….Artık antidepresanlara ve uyku ilaçlarına olan alışkanlığımız kendiliğinden ortadan kalkıyor..Derin ve yavaş solunum ayrıca diğer nefes teknikleri kilo kontrolümüzü ve iştahımızı kontrol altına alıyor.Aldığımız fazla oksijen yağlarımızı yakıyor.Oluşan baş ağrılarımız ve migren gibi rahatsızlıklar kayboluyor.Sonuç olarak her türlü bedensel ve ruhsal rahatsızlığımızın gerisinde doğru nefes almamamız yatıyor.
Akciğerlerde verem gibi mikroplar barınamıyor..Vücudumuzdaki bütün bezler,iyi beslenmeleri sonucu hormonları yeteri oranda salgılayarak vücudun biyokimyasının kusursuz işlemesini sağlıyor.Beyin,omurilik,sinir merkezleri ve sinirler dahil olmak üzere sinir sisteminin tamamında düzelme meydana geliyor.Derin ve yavaş solunum kalbin yükünü hafifletiyor..Bu da daha dinç ve etkin bir kalp,düşük tansiyon ,yani daha az kalp hastalığı demek oluyor….Artık antidepresanlara ve uyku ilaçlarına olan alışkanlığımız kendiliğinden ortadan kalkıyor..Derin ve yavaş solunum ayrıca diğer nefes teknikleri kilo kontrolümüzü ve iştahımızı kontrol altına alıyor.Aldığımız fazla oksijen yağlarımızı yakıyor.Oluşan baş ağrılarımız ve migren gibi rahatsızlıklar kayboluyor.Sonuç olarak her türlü bedensel ve ruhsal rahatsızlığımızın gerisinde doğru nefes almamamız yatıyor.
![]() | Sıradan nefes alınca ciğerlerimizdeki havanın değişimi,kapasitenin onda biri kadar gerçekleşiyor..Diyafram artı tam nefes uygulaması yapan birinde bu kapasite onda üçe yükseliyor.Nefesini tam kontrol eden kişide ise onda beş oranında artmış oluyor.Doğru nefes almayı engelleyen duruşlar ve alışkanlık haline getirdiğimiz kısa nefesler,akciğerlerimizin yüksek kapasite ile çalışmasını önlüyor.. Astımlılar,sindirim sorunları nedeniyle bağırsaklarında gaz oluşanlar,midesi dolu olanlar,çabuk nefes nefese kalanlar, devamlı baş ağrısı çekenler,diyafram adalesi kullanmadan;göğüs ve akciğerlerin üst tarafı ile alabildikleri yetersiz nefes kapasitesine sahiptiler Oysa diyafram adalesi kullanmak; nefesle yaratacağımız mucizelerin başlamasına neden olur.Diyafram;gögüs boşluğunu,karın boşluğundan ayıran kas tabakasıdır…Diyafram nefesi ile karın boşluğumuzu mümkün olan en alt tabakadan genişleterek nefes alırız..Bu şekilde akciğerlerimizin normal şartlarda kullanılmayan alt bölgeleri de çalışmaya başlar..Ciğerlerin aşağı uzaması sağlanır..Diyafram nefesine alışmanın ve tanımanın en kolay yolu da sırt üstü uzanarak karnımızı yukarı doğru iterek yani şişirerek nefes alıp vermektir.. |
Bunu en kolay algılamanın şekli ise bebeklere bakmaktır…Onlar daha doğal oluşumları bozulmadığı için diyafram nefesini kendiliklerinden yaparlar..Bebeğiniz varsa karnın üzerine bir oyuncak koyarak bu zevkli deneyimi yaşayabilirsiniz….
Kadim hikayelerde anlatılır ki: Bir zamanlar bedenlerimiz yaşam enerjisini doğrudan soluyabiliyordu.Ama 16 bin yıl önce yaşanan düşüş bizi yaşam bilincinden koparıp biyolojimizi değiştirdi..Beynin ortasındaki “pinel bez” kullanılmaz oldu..Bu günkü bulgulara göre “pinel bez” göze benziyor.Onunda renk algılayıcıları var ve yukarı doğru bakıyor.Bazıları onu üçüncü göz olarak adlandırıyor.Pek çok kaynakta Konfüçyüs’ün altın çağ olarak adlandırdığı düşüş öncesi insanların üçüncü gözlerini kullanarak yaşam enerjisini soluduklarını ve tüm evrenle doğal bağ kurdukları anlatılmaktadır.Bu bağın kopması ile savaşlar,nefret ve dualite başlamıştır.
Nefes çalışmaları ile bağlantı kurduğumuz pranik kanalımız başın bir karış üzerinden başlıyor ve ayakların bir karış altında bitiyor..7 temel çakramızda bu kolon üzerinde dizili.Prana(Yaşam enerjimiz)bu kolona girerek kişinin ruhsal geometrik yapısına uygun olarak dağılıyor.Biz kişisel olarak gelişip,ruhsal olarak büyürken;evrensel düşüş sırasında bozulmuş olan geometrik yapımızda giderek saflaşıyor…
Başlangıçta her şey enerji formunda idi ve doğal olarak bizde öyle idik ve evrende öyle idi…Bozulan düşüş ile beden kodlarımıza kötü hastalıklar ve kötü alışkanlıklar yükledik..Bu da samskaralarımızla(geçmiş yaşamlarımızla genetik olarak bedenlerimize)kaydoldu…
Hayatınızda sıkça hastalıklarla mı karşılaşıyorsunuz?Yoksa sürekli sinirliminsiniz ve kendinize hakim olamadığınız davranışlarda mı bulunuyorsunuz…
İşte öğreneceğiniz nefes teknikleri ile bedeninizde kilitlenen bu oluşumların ve negatif enerjilerin dönüşerek hayatınızın ve kendinizin pozitifleşmesini sağlayabilirsiniz.Nefes teknikleri ile kendinize şifa verebilir,kundaliniyi uyandırabilir,çakralarınızı aktive edebilir;var oluş enerjinizi yükseltebilir;astral seyahatler yapabilir;yüksek boyutları deney imleyebilir,fiziksel beden dışındaki bütün formları algılayabilir, ortak bilince bağlanıp ihtiyacınız olan her bilgiye ulaşabilir,renkleri algılayabilir,ağrı ve sancılarınızı azaltıp yok edebilir,nefesinizi manyetize ederek mistik çalışmalar yapabilirsiniz…
Sevgiler ve nefesle kalın.
BANU DEĞER,
BHANU PRİYA
17 Kasım 2011 Perşembe
İçsel Spiritüel Zeka Olumlamaları
03/11/2010 Geliştirici: Sevinç Gürsözer
Alternatif şifa, parapsikolojik bulgular, spiritüel “nasıl yaparım” kitapları ve benzerleriyle meşgul bir dünya’da yaşıyoruz. Bu bilimin, rastgele sayıdaki jeneratörler gibi makinalarla ya da grup-meditasyon aktiviteleri gibi şifa modelleri ile katı fiziksel madde ve zihin arasındaki ilişkiyi, deneylerin sonucunda bilincin etkisini keşfetmeye başladığı bir zaman. İnsanların bir fark yaratmalarının gerektiği ya da dünyayı olduğu gibi bilmekten vazgeçtikleri bir zamanda yaşıyoruz. Bu, Gaia (dünya) ilkesi , morfogenetik alan teorileri ve bilinç alanındaki ilerlemeler gibi ileriyi düşünen kuramların çağı. Bu noktada ahenkli bir dünyayı anlamak ve gelişimine katkıda bulunmak için fırsatlarla dolu heyecan verici bir dönem. Bu yüzden içsel spiritüel zeka denilen şeyi araştırmaya başladım.Bu İçsel Spiritüel Zeka Olumlamalarını çalışırken içsel spiritüel zekanızın dinamik olduğu ortaya çıkacaktır. Yani uyandırıldığı anda zeka yükselecektir. Örneğin; bilim insanlarının içsel spiritüel eğilimlerinin, onların uyanışlarının bir ürünü olduğuna inanıyorum. Genel olarak içsel spiritüel zekayı uyandırmak, artan spiritüel zeka ile sonuçlanacak ve yaratıcılık, soyut akıl yürütme, sağlık, iyilik, uzun ömürlülük ve duygusal konuların kararlarında veya çözümlemelerinde öngörü değerine sahip olacaksınız.
Bu olumlamalar tıpkı sihirli bir kurşun gibi bilinçaltınıza işleyecektir. Her bireyin kendine özgü seviyesinde açılımlar gerçekleşirken, diğer taraftan bir anın sorunu ebedi varlık çerçevesinde izlendiğinde, sadece problem azalmakla kalmayacak, aynı zamanda tamamen yok olabilirliğine de şahit olacaksınız.
İÇSEL SPİRİTÜEL ZEKA OLUMLAMALARI
- Ben canlı enerjiyim
- Tanrı’nın zihnine bağlıyım
- Hepimiz biriz
- Tek güçten hepimiz var oluruz
- Bilge, ilimli zeka içimden akıyor
- Uyandım
- Hatırlıyorum
- Aydınlandım
- Bilincim genişliyor
- Benliğim sınırsız ve ebedi
- Farkındalığım açık ve alıcı
- Yaşamla uyum içindeyim
- Mutluluk ve Sevgi benim içimde
- Ben sevgi’nin eseriyim
- Ben sevgi’nin bir armağanıyım
- Olabileceğim tek şey bir lütuf
- Her insanda ve her şeyde Tanrı’yı görüyorum
- Ben koşulsuz sevgiyim
- Herkese koşulsuz sevgi saçıyorum
- Kendimi koşulsuz seviyor ve kabul ediyorum
- Değerliyim
- Sabırlı ve anlayışlıyım
- Yüce benliğimi kabul ediyorum
- İnsanlara, bana davranmalarını istediğim gibi davranırım
- Güvendeyim ve özgürüm
- Şu anı yaşıyorum
- Geçmişi bırakıyorum
- Her gün her şekilde daha iyiye gidiyorum
- İçimdeki krallıkta yaşıyorum
- İçimdeki gücü hissediyorum
- Gerçekçiyim
- Benliğim nihai gerçekliktir
- Dürüstüm
- Mütevazi ve cesurum
- Başkalarına karşı duyarlıyım
- Herkese empati duyarım
- Hayalperestim
- Rüyalarım benimle iletişim kurar
- Rüyalarımı hatırlarım
- Kendime saygı duyarım
- Herkese saygı duyarım
- Şu anı yaşıyorum
- Her gün neşem artar
- Güçlü bir hayal gücüm var
- Kolayca gözümde canlandırabilirim
- Canlandırmayı güçlendirmek için hayal gücümü kullanırım
- Neşe, mutluluk, sağlık ve sevgi yaratırım
- Gerçekleştirdiklerim çabucak fark edilir
- Değişim gelişimdir
- Değişimi kabul ederim
- Her şeye hayranlık duyarım
- Her şey bana ilham verir
- Yaratıcılık doğaldır
- Yetenek ve becerilerim her gün artar
- Her şeyi yapabilirim
- Ben bir dahiyim
- Odak ve konsantrasyon konusunda uzmanım
- Ben bir şifacıyım
- Kendime güvenirim
- İzlenimlerime güvenirim
- Her şeyde bir kutsallık görürüm
- Sevgi her şeyi iyileştirir
- Ben neysem oyum
- Bedenim güçlü ve sağlıklı
- Zihnim keskin ve uyanık
- Bağışıklık sistemim harika bir şekilde işliyor
- Beden fonksiyonlarım uygun seviyede
- Sağlık ve iyilik benim
- Ben sağlıklı ve canlıyım
- Güvendeyim
- Rahatım
- Emniyetteyim
- Başarılıyım
- Benliğim zenginleşir
- Huzur, uyum ve dengeye sahibim
- Teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler ve öyle!
Eldon Taylor
Zihin Programlama / Holografik Beyin Teknikleri
N O T
Bu çalışmanın Geleneksel olumlama çalışmalarından bir farkı yoktur. Kişi 3 hafta – 2 ay zaman aralığında, kendisine göre seçtiği 1 olumlama veya 2-3 olumlama ile isteğe göre daha fazla olumlama ile çalışabilir. Akşam yatarken ve özellikle sabah ilk gözlerimizi açtığımızda bu olumlamalar yapılırsa, verimliliğini arttırmış oluruz. Olumlamayı hafif ve ahenkli bir tonlama ile kulağınızın duyabileceği düzeyde tekrarlayınız. Gün içinde karşınıza çıkan olumlu-olumsuz olaylar ve/veya deneyimler karşısında bu olumlamaları hatırlayarak, tıpkı askıdaki bir elbiseyi üzerinize giydiğiniz gibi hatırlayıp içinizden tekrarlayın. Gün içinde bu olumlamalara tutunmamızın sebebi, trans halimizden çıkmamızı hedefler. Trans halini uzun, kısa, yaygın ve devinimli olarak hayatımızda oluştururuz. Mesela, yemek yerken, televizyon seyrederken, kitap okurken, yürürken, iş yeri yaratımı, aile kurma olgusunda da trans halinde oluruz. Bu hal bilinç düzeyindeki bir sonraki uyanışa kadar geçerliliğini korur. Örneğin; “buradan kaç kere geçtiğim halde bu binayı görememişim” bu bir trans halidir, akabinde bir uyanıştır. Bu noktada çalışmayı çerçevelersek gün içinde bile aklınıza gelebilecek bu olumlamalar, deneyimlediğiniz hayatı size daha kaliteli ve farkındalık dolu geçireceği bir gerçektir.
Varsayalım ki, bu çalışmayı yapmak sizin deneyimlerinizi hızlandıracak ve yaşam kalitenizi yükseltirken bir yandan da farkındalığınızı ve trans halinizden çıkış sürelerinizi uzatacaktır, ne hissederdiniz? Bu deneyim, siz isterseniz, hayatınızı değiştirecek mi bilemiyorum. Sadece bu uygulamayı yaparken, hissettiklerinin farkına varıyor olacaksın. Büyük ihtimalle, bu çalışmayı deneyimlemeyi seçtiğinde içsel derinlikle ve daha derinlikle karşılaşacağını biliyorsundur. Sonuç olarak İçsel Spiritüel Zeka Olumları içinde gizli olan bir değer bulacaksın…şimdi!.
Sevinç Gürsözer
olumlama tüyoları
ONAYLAMALARLA NASIL ÇALIŞILIR?
26/11/2010 Geliştirici: Sevinç Gürsözer
Zihinsel tutumlarınızı değiştirmenin en kolay yolu sizi sınırlayan, durduran inançlarınızı değiştirmektir. Bunu onaylamalarla yapabilirsiniz…Onaylama tekniği kısa zamanda hayata dair tutum ve beklentilerinizi değiştirebilecek ve daha iyi bir hayata ulaşma yolunda sizi daha başarılı kılacak zihinsel programlar yaratmanıza yardımcı olur.Onaylamak aslında keskinleştirmek, sabitleştirmek, pekiştirmek anlamına gelir. Bir onaylama, istediğiniz bir şeyin zaten şimdiden öyle olduğunu söyleyen spesifik, güçlü ve olumlu bir cümledir. Örneğin, “ben öğrenmek istediğimi kolayca öğreniyorum” bir onaylama cümlesidir.
Bir onaylamanın görevi zihninize istediğiniz şeyin zaten “şimdi” olduğu izlenimini getirmektir. Eğer onu yeterince sık söylerseniz, kelimeleri canlı görüntülerle ve duygularla birleştirirseniz o zaman zihniniz onu doğru kabul edecektir. Zihniniz onu kabul eder etmez de bilinçaltı zihniniz onun gerçekleşmesini sağlamak için çalışmaya başlayacaktır.
Eğer kendi kendinize, kendine güvenen, kazanan biri olduğunuzu tekrar ederseniz bu olacaktır. İşte bu kadar basit…Bu işe yarar, çünkü bilinçsiz olarak inandığınız şey beden dilinizde ve dil kalıplarınızda açığa çıkar. Diğer insanlar bilinçsiz olarak bunu fark edecek ve size farklı davranmaya başlayacaklardır; Sizin hakkınızda düşündükleriyle eşleşen davranışlarda bulunmaya başlayacaklardır.
ONAYLAMALAR ZİHİN SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMLİDİR
Hepimiz bu veya şu şekilde davranarak, özgür irademizi kullandığımıza inanarak günümüzü geçiririz. Fakat gerçekte genellikle gizli saklı kuralların ve inançların etkisinde hareket ederiz. Bu zihinsel kısıtlamalar davranışlarımızı, tutumlarımızı, beklentilerimizi ve hatta gördüklerimizi ve duyduklarımızı bile etkiler.
Aslında şöyle ya da böyle kim olduğumuzu belirleyen şey; zihinsel, duygusal ve fiziksel davranışlarımızı kendilerine göre ortaya koyduğumuz inançlarımızdır. Ve gerçek şu ki çok azımız bize sadece olumlu, hayatı zenginleştiren inançlar veren aileler tarafından büyütüldük. Neredeyse hepimiz bizim için en iyisini yapmaya çalışan aileler tarafından büyütüldü. Yine de zihnimize şekil veren 0-6 yaş arasındaki yıllarca zihinsel araçlarımız oyun arkadaşlarından, ebeveynlerden, öğretmenlerden, reklamlardan, filmlerden ve kim bilir daha nelerden bir çoğu gereksiz, tarihi geçmiş ve hatta yıkıcı fikirlerle doldu.
Örneğin “yabancılarla konuşma” gibi kurallar çocuklar için elbette iyidir. Ama bununla birlikte temel sosyal becerilerin gelişmemesine de sebep olabilir. “Her zaman diğerlerine öncelik ver” anaokulunda sizi idare edebilir ama neden bir türlü terfi alamamanızın da sebebi olabilir.
En kötüsü ise kimlikle ilgili olumsuz inançlardır: “hiçbir zaman kendi başına bir engeli aşamayacaksın” veya “neden hiç ağabeyin/ablan gibi olamıyorsun?” veya “her zaman aptaldın”. Bu ve benzeri inançlar, çocuk onları doğru kabul edene kadar çocuklukta tekrar tekrar söylenir ve böylece zihnine yerleştirilir. Yetişkin olduğunda ise bu inançların, varlığından bile habersizdir. Fakat bilinçaltı zihin, yetişkini bu inançların doğru kalmasını sağlayacak şekilde davranmaya zorlar.
ONAYLAMALARI NE ZAMAN KULLANIRSINIZ?
İşte onaylamalar bu olumsuz inaçları temizlemekte kullanılır. Bunu sağlamak için ise bulduğunuz her fırsatta onaylamalarınızı kendinize hatırlatmalısınız. Onları işte, alışverişte, uykudan önce, her nerede ve ne zaman isterseniz istediğiniz sıklıkta kullanabilirsiniz.
Onu gerçekten kullanmayı hatırladığınızdan emin olmak için onaylamayı her gün yaptığınız bir şeyle ilişkilendirmek gerçekten iyi bir fikirdir. Biz bu ilişkilendirme işlevine NLP’de “çapalamak veya çapa atmak” diyoruz. Örneğin evden çıkmadan önce büyük ihtimalle aynaya bakıyorsunuzdur. Bu onaylamanızı çapalamak için iyi bir zaman olabilir. Yapmanız gereken aynadaki görüntünüze bakmak ve onaylamanızı söylemek arasında zihinsel bir ilişki kurmaktır. Bu ilişkiyi şu şekilde kurabilirsiniz veya kendinize sizin için daha iyi bir yol bulabilirsiniz: Aynaya baktığınızda arkanızda büyük, …… renkte (onaylama cümlenizi en iyi şekilde temsil edecek bir renk seçin) bir balonun zihinsel görüntüsünü yaratabilirsiniz. Veya diş macunu reklamlarındaki gibi dişinizde bir ışıltı gördüğünüzü hayal edebilirsiniz. Aynaya bakın, gözlerinizi kapatın ve zihninizde balonu yüzünüzle aynı anda görün. Balonu görmek, size onaylamanızı söylemenizi hatırlatacaktır.
Onaylamanızı birkaç defa kullandıktan sonra balonun görüntüsü yok olacak ve aynada veya vitrin camında veya bir fotoğrafta her yansımanızı gördüğünüzde onaylamanızı söylemeyi hatırlayacaksınız. Onaylamayı rutin olarak yaptığınız her şeye çapalayabilirsiniz, sürekli olarak hissettiğiniz bir duyguya, hatta işittiğiniz bir ses bile…
ONAYLAMALAR NASIL ÇALIŞIR?
Siz aslında düşündüğünüz şeysiniz. Düşünceleriniz zihin içeriğinizi belirler ama bununla yetinmez. Zihniniz üzerinden de bedeninizi etkiler. Çünkü zihin ve beden aynı sibernetik sistemin ayrılmaz parçalarıdır ve birbirlerine etkilerler. Bir bütün olarak hareket ederler ve birbirlerine bağımlı olarak karşılıklı etkileşimde bulunurlar. Tıpkı bir insanın herhangi bir yerindeki yaralanmadan bütün vücut, zihin ve ruh nasıl etkilenirse bir sibernetik sistemin parçasında oluşan her şey sistemin geri kalanını da etkiler. Kısacası kişi doğrudan düşünme şeklini değiştirerek ya da fizyolojisini veya hislerini değiştirerek düşüncelerini değiştirebilir. Aynı şekilde kişi, düşünme şeklini değiştirerek fizyolojisini veya hislerini değiştirebilir. Onaylamalar ile aslında tam olarak yaptığımız işte budur.
Zihin-Beden arasındaki bu etkileşim bizi şu doğal sonuca ulaştırmaktadır: Bir eylemin daha iyi yapılmasını sağlamak için Zihinsel Canlandırma ve Zihinsel Prova çok önemlidir.
Bazı insanlar sürekli ne olacağıyla ilgili endişe duyarlar veya daha iyi yap(a)madıkları için kendilerini eleştirirler ya da geçmişte yaptıkları hatalar için kendilerini suçlarlar. Bu davranış biçimi sonunda strese yol açar. Eğer söz konusu stres uzun süreli ise o da kronik hastalıkları ortaya çıkarır.
Diğer taraftan hayatın ne kadar güzel olabileceğini kendinize hatırlatmak stresi azaltacak ve sağlıklı olma halini destekleyecektir. Bu sayede hayatın fırsatlarından daha fazla yararlanabilir hale geleceksiniz. Öyleyse şunu söyleyebiliriz: Alışkanlık olarak benimsediğiniz düşünme biçimini değiştirmek inançlarınızı değiştirecek ve bu da sizi daha sağlıklı, daha mutlu kılacaktır. İşte bu kadar basit!
Onaylamalar güçlü bir tekniktir ve saklı inançlarınızı öyle bir dönüştürürler ki davranışlarınız, tutumlarınız ve beklentileriniz otomatik olarak değişir.
ONAYLAMA YARATMA
Onaylama yaratmanın en kolay yolu sahip olduğunuz problemi düşünmek ve onu net olarak ortaya koyan bir cümle yazmaktır. Böyle bir cümle yazdıktan sonra bunun tam tersi bir cümle yazın. Bu onaylamanızın ilk adımıdır.
Probleminiz “eğer kendinizi geliştirmezseniz işten atılma tehlikesi ile karşı karşıya kalmak” olsun. Eğer probleminizi “ben işe yaramaz bir satıcıyım” şeklinde dile getirirseniz bunun tam zıttı “ben çok iyi bir satıcıyım” olacaktır. Bu iyi bir onaylama cümlesi değildir. Çünkü bu kimliğinizle ilgili bir cümle. Satış sizin yaptığınız bir şey, olduğunuz değil. Bu yüzden davranışla ilgili bir onaylamaya ihtiyacınız var. Satış işi birçok bölümden oluşur ve büyük ihtimalle bunların bazılarını iyi bazılarını da kötü yapıyorsunuzdur. Onaylamalarınız iyi yapmadığınız bölümlere yönelik olmalıdır. Ürün tanıtımında iyi olduğunuzu fakat iş satışı kapatmaya geldiğinde ise başarısız olduğunuzu varsayalım. İşte bu üzerinde odaklanıp geliştirebileceğiniz spesifik bir problem.
Bu durum “adama bir türlü imza attıramıyorum” olarak ifade edilebilir. Müşterinin imza atması veya imza atmaması sizin hareketlerinizden birinin sonucudur. O zaman problem cümlenizin asıl zıttı “sunumlarımı cazip bir iş anlaşmasıyla yapıyorum ve her seferinde satışı başarıyla bitiriyorum” olacaktır. Eğer kendinizi zihninizde tekrar tekrar bunu (olumlamayı) yaparken görüyorsanız o zaman bunlar doğru kelimelerdir. Eğer görmüyorsanız başka bir kelimeler dizisi ile oluşturulmuş yeni olumlama cümleleri deneyebilirsiniz. Bunu size bulduğunuz cümle doğru gelene kadar tekrarlayabilirsiniz. Doğru onaylama, durumu net bir şekilde tanımlamanıza izin verir ve siz onu yaparken kendinizi hayal ettiğinizde iyi hissetmenizi sağlar.
ONAYLAMA İÇİN KURALLAR
Herhangi bir olumlu cümle, bir onaylama olabilir. Fakat eğer iyi çalışacaksa onaylamanın kelimelendirilmesi belirli kuralları izlemelidir:
1. Olumlu Kelimelerle İfade Edilmelidir:
Olmasını istediğiniz şeyi söyleyin, olmasını istemediğiniz şeyi değil. Örneğin: “artık sinirlenmeyeceğim” yerine “artık daha sakin ve hoşgörülüyüm” demek gibi. Böylece sakin ve hoşgörülülükle ilgili olabilecek en olumlu zihinsel canlandırmayı yaratabileceksiniz.
2. Şimdiki Zamanda Olmalıdır:
Çünkü bilinçaltı sadece şimdiki zamanı algılar ve bu zamana uygun cümlelere tepki verir. Eğer siz “kendime güveneceğim” derseniz bilinçaltınız soracaktır; ne zaman? diye. Kurduğunuz cümle geniş veya gelecek zamanı işaret ediyorsa bilinçaltının tanımadığı bir yapıda olduğu için dilediğiniz kadar tekrarlayın işe yaramayacaktır. Doğrusu şöyle olmalıdır: “kendime güveniyorum”.
Bazen bu kural için insanlar şu eleştiride bulunuyorlar: Bu kendine yalan söylemek, kendini kandırmak değil mi? Hayır, bu kendini kandırmak veya kendine yalan söylemek değildir. Bu kendini değiştirme ve geliştirme yolunda, zihinde var edilmeden önce hiçbir şeyin, zihin dışında var olamayacağı bilgeliğini kullanmaktır.
3. Sizinle İlgili Olmalı:
“Eşim beni sevecek” yerine “eşimi mutlu edecek yeni yollar buluyorum” şeklinde bir onaylama cümlesi sizinle daha ilgili, öyle değil mi?
4. Basit Olmalı:
En etkili onaylama cümleleri en kısa ve en basit olanlarıdır. Bunu gerçekleştirirken normal konuşma şeklini kullanın. Eğer uzun ve karmaşık cümleler kullanırsanız bu onaylamadan çıkacak ve bir zihin egzersizine dönüşecektir.
5. Somut Ve Özgül Olmalıdır:
“Daha fazla satmak istiyorum” cümlesinde hem somutluk yok -daha fazlasının ölçüsü belli değil- hem de satın alma eylemi bu cümleyi söyleyenin kontrolünde değil. Siz daha fazla satmakisteyebilirsiniz ama karşınızdaki insanın satın alma isteğini siz belirleyemezsiniz. Onun yerine “ürünlerimin müşteri ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını net bir şekilde açıklamayı biliyorum” cümlesi daha iyi bir onaylama örneği olur.
6. Hedeflerinize Uygun Olmalıdır:
Onaylamanın işe yaraması için sizin istediğiniz bir şey olması gerekir. Bir başkasının işine yarayan bir onaylamadan siz asla yararlanamayabilirsiniz. Peki, hedefinize uygun olduğunu nasıl bileceksiniz? Çünkü onu söylediğinizde ve zihninizde görüntüler canlandığında size kendinizi iyi hissettirecektir.
ONAYLAMALARINIZI FİLTRELEMEK
1.Onaylamalar Geleceğe Yönelik Olmalıdır:
Geçmişle ilgili yapabileceğiniz bir şey yoktur. Geçmişte olanlar bitmiş ve geçmiştir. Yapabileceğiniz tek şey geçmişte olanın anlamını değiştirmektir. Onun, bugün sizi nasıl etkilediğine karar vermek size bağlıdır.
2. Onaylamalar Karşılaştırma Değildir:
Onaylamalar sizinle, sadece sizinle ilgilidir. Kendinizi direkt diğer insanlarla karşılaştırmak iyi bir uygulama değildir. Onaylamalarınız “ben Ali’den daha fazla satacağım” gibi olmamalıdır. Bu sadece Ali’ye odaklanmanızı sağlar, oysa sizin kendinize odaklanmanız gereklidir.
3. Onaylamalar Hedef Değildir:
Onaylamalar olmak istediğiniz, yapmak istediğiniz şeylerle ilgilidir. Hedefler sahip olmak istediklerinizle, olmak istediğiniz yerlerle ilgilidir. Onaylamalar hedeflerle bağlantılıdır fakat hedeflerle aynı şey değillerdir. Her yıl birkaç yüz milyarkazanmayı veya ultra lüks bir eve sahip olmayı isteyebilirsiniz. Bunlar hedeflerdir. Onaylamalar ise sizin kim olduğunuzla ve nasıl düşündüğünüzle ilgilidir.
4. Onaylamalar Hedefe Bağlı Olmalıdır:
Onaylamalar şans duası değillerdir. Olumsuz inançları aşacaklardır. Fakat Türkiye’nin bir sonraki güzellik kraliçesi olmayı istemek bunun olacağı anlamına gelmez. Kendi kendinize sizde denge, zarafet ve içsel bir moda anlayışı olduğunu söylemeniz kendine inancı olan birine dönüşmenizi sağlayacak, engelleri ve zorlukları aşmanıza yardımcı olacaktır. Ama bununla birlikte başarı, istemeye olduğu kadar harekete geçmeye de bağlıdır.
5. Onaylamalar Doğru Şeye Odaklanır:
İstemediğiniz şeyler hakkında konuşmayın. Eğer olumsuz bir şey ifade ederseniz onu otomatik olarak zihninize sokuyorsunuz. Eğer “geç kalmayacağım” gibi bir onaylama kullanıyorsanız zihniniz “geç” sözcüğünü kaydeder ve kötü bir ilişkilendirme çıkar. “Hep zamanında orada olurum” daha iyidir.
6. Onaylamalar Sihirli Kelimelere Bağlı Değillerdir:
Olumlu, kişisel, kalıcı ve mümkün olduğu sürece bir onaylamanın tam kelimelendirilmesi hayati değildir. Cümle size iyi hissettirdiğinde doğru kelimeleri kullandığınızdan emin olabilirsiniz. Eğer iyi hissettirmiyorsa kelimeleri değiştirin.
7. Onaylamalar Mümkün Olan Şeylerle İlgili Olmalıdır:
Üç metre boyunuz olması için iradenizi kullanamazsınız. Fakat kendinizi mümkün olanla da sınırlamayın. Üç metre boya sahip olamayabilirsiniz fakat bu kendinize “ben harika bir basketçiyim” onaylamasını yapmanıza engel değildir.
8. Onaylamalar Kısa Olmalıdır:
Altı kelime altı satırdan daha iyidir. Ne dersiniz?
9. Onaylamalar İnanca Dayanır:
Bu çok kolay görünebilir. Eğer gerçekten bu kadar kolaysa neden herkes milyon dolarlık bir yat sahibi değil? Üzücü olan gerçek şu ki dünyadaki insanların % 99.7′si kendilerini kendi inançlarıyla sınırlıyorlar. Siz farklı olabilirsiniz. Şüphelerinizi askıya alın, zihinsel kapasitenizi onaylamanıza yöneltin, ona herşeyinizi verin. Sonunda sonuca, yani onun size verdiklerine hayran kalacaksınız.
Herkes yemek pişirebilir. Herkes aynı malzemeleri satın alır ve birçok kişi ortaya yenilebilir yemek çıkarabilir. Fakat bir baş aşçı aynı malzemelerle unutulmaz bir yemek sunabilir. Buradaki fark, şefin sonucun kalitesine dikkat etmesidir, sıradan olanı kabul etmez. Önemli olan malzeme değil, sonucu nasıl düşündüğünüzdür.
Onaylamanızın Doğruluğundan Nasıl Emin Olacaksınız?
Doğru cümle her ne yapmak istiyorsanız zihninize onu getirecektir. Ve siz (her ne yapmak istiyorsanız) onu yaparken kendinizi iyi hissettiğinize dair bir görüntü zihninizde oluşur. Kısacası yapmak istediğiniz şeyi yaptığınızı düşündüğünüzde olumlamanız kendinizi iyi hissetmenizi sağlamalıdır.
Onaylamalar İle Neleri Hedef Alabilirsiniz?
- Kim olduğunuzu
- Nasıl davrandığınızı
- Ne yapabileceğinizi
- Yaşam kurallarınızı
- Diğerleriyle ilgili beklentilerinizi
- Dünyayla ilgili varsayımlarınızı…
Kişisel Kimlik:
Ben sevgi dolu, özel, yetenekli bir kadınım.
Benim adım (isim), ben bakımlı, diğerleriyle ilgili biriyim.
İnsanlar beni seviyor.
Ben “şimdi yap” tarzında bir adamım.
Hedeflenen Davranış:
Her müşteri, hizmet becerilerimi göstermem için bir fırsattır.
Tanıştığım herkese potansiyel bir ömür boyu arkadaş gibi muamele ediyorum.
Bugün yeni evimi elde etmeye yönelik bir şey daha yapacağım.
Geçmişim beni daha güçlü kılıyor.
Kişisel Kapasite:
Günlük küçük başarılarımı fark etmek kendime güvenimin arttığını gösteriyor.
Hayat ne getirirse onu kabul ediyorum.
Yaşam İçin Kurallar:
Hata yaparım fakat onlardan ders almaya açığım.
Beklentiler:
Tanıştığım herkesin, benim için bir gülümsemesi vardır.
Hayatın süprizlerine kucak açıyorum.
Varsayımlar:
Dünya altın fırsatlarla ve yardımcı insanlarla dolu.
Her kriz bir fırsattır.
KENDİ KENDİNİZLE OLUMLU KONUŞMA TEKNİĞİ
1. Her akşam yatmadan önce o gün içinde, sizin yaptığınız veya söylediğiniz ama yapmış ya da söylemiş olmaktan memnun olduğunuz üç şeyi yazın. Bunlar basit, küçük şeyler de olabilir.
2. Yine o güne ait sizin dışınızda gelişen ve sizin sadece tanıklık ettiğiniz üç güzel şey bulup yazın. Belki yağmur sonrası toprağın kokusu veya yaşlı birine yardımcı olan bir genci görmek gibi…
3. Yatağınızda uyumadan hemen önce listenizdeki her bir örneği üç kez kendinize tekrarlayın.
İnsan beyni uyarıcıya aç bir şekilde yaratılmıştır. Uykuya daldığımızda artık beş duyu organı dışarıya kapalı olduğundan beyne uyarıcı ulaşmaz. Bununla birlikte her gece uykuya dalan ve bu şekilde dinlenen bilinçli zihnimizdir. Bilinçdışı zihnimiz uyumadığından ve dışarıdan da yeni uyarıcı gelmediğinden bu kez uyumadan önce aklımızdaki en son konu bilinçdışı zihnimizce ele alınır.
Bu teknikle bilinçdışımıza biz uykuda iken düşüneceği bir sürü olumlu şey vermiş oluruz. Bunlardan ilk üçü, kişisel başarılarımız olduğundan kendimize güvenimizi artıracak; diğerleri de geçmişte ne olursa olsun, dünyada hala birçok olumlu şeyin var olduğuna ve her şeye rağmen mutlu olabileceğimize bizi inandıracak ve bunun sonucunda da daha sağlıklı bir hayat süreceğiz.
Hipnoterapi
Celaleddin Uzuner; Senem Uzuner
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




